Selahattin Esim

Selahattin Esim

Serbest Piyasanın dönüştüğü Vurgun Piyasasında Fahiş Fiyat Artışı nasıl önlenebilir

| 1 Comment

Ülkemizde son dönemde inanılmaz seviyede seyreden fahiş fiyat artışları ne yazık ki serbest piyasa ekonomisinden vurgun piyasasına geçiş olduğunun bir göstergesi olmuştur. İnanılmaz manipülasyonlarla körüklenen fiyat artışları ne yazık ki toplumun büyük bir bölümünü olumsuz etkiliyor. Bunu belki gelir düzeyi yüksek olan kesim görmezden gelebilir fakat bu fiyat artışlarının altında ezilen büyük bir çoğunluğun sesine aracı olmak zorundayız. Artık her gün gittiğimiz marketlerde ve pazarlarda günlük dur durak bilmeyen fahiş ve dayanaksız yüksek kar amaçlı fiyat artışlarıyla karşılaşmaktan bunaldık.

Ülkeyi yönetenlerin ahlaki değerlerin dibe vurduğu acımasız bir vurgun piyasasında artık sisteme müdahale etmemek gibi bir lüksü kalmamıştır. Mikro düzeyde müdahaleler her ne kadar serbest piyasa ekonomisinde kabul görmese de zaten tüm dünyada değişime giden kapitalist sistemin serbest piyasa anlayışı ne yazık ki yerini haksız kazancın yer aldığı bir vurgun vurma piyasasına dönüşmüştür. Bürokrasi artık fildişi kulelerinden ve tribünden sahaya inerek oynanan bu oyuna müdahil olmalıdır. Bu açıdan baktığımızda tahıl, yaş meyve sebze, et  ve süt temininde bu konuda en çok öneri getirmesi gereken Tarım Bakanlığı ve bürokratlarının kendilerini ustaca oyunu dışında tutmalarına ve sahaya sorunun sadece fiyat kontrolüne indirgenip Ticaret Bakanlığı’nın sürülmesini izlemeleri manidardır. Buna en yakın bir örnek olarak Et ve Süt Kurumunun akla sığmayacak bir nedenle ürünlere zam yapması,  tüm Tarım Bakanlığı bürokrasisinin bunu sadece izlemesi ve sonuç olarak yine çözüm olarak Sayın Cumhurbaşkanının devreye girmesi ve sorunu çözmesini örnek gösterebilirmiyiz? Hele televizyonlarda Et ve Süt Kurumunun özelleştirilmesini buna neden olarak gösteren bilgi yoksunu yorumculara ne demek gerekir anlamakta zorlanıyor insan. Bu bir devlet kurumudur ve Tarım Bakanlığına bağlıdır. Kifayetsiz muhterislerin bol olduğu ülkemizde buna şaşırmamak lazım.

 

Et ve Balık Kurumunun 1992 yılında DYP-SHP hükümeti döneminde özelleştirildiğini bilmeyen bu insanlarımız herhalde Et ve Balık Kurumunun Türkiye hayvancılığı için yararlı olacağını düşünen AK Parti Hükümeti tarafından , hayvancılığı geliştirme ve kalite standardını yükseltme politikaları doğrultusunda 26/08/2005 tarih ve 2005/104 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararındaki; “…Şirketin yeniden yapılanması, AB normlarına uygun olarak hayvancılık sektöründe düzenleyici ve destekleyici bir rol üstlenmesi…” temel gerekçesi ile Kurumun özelleştirme kapsam ve programından çıkartılarak eski statüsüne iade edilmesine karar vermiş ve 06/10/2005 tarih, 25958 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan kararname ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile ilişkilendirilmesini onaylamıştır. Amacım burada bilgiye dayalı olmadan eleştiri yapanların yanlış anlatımını ve oluşturmak istedikleri algıyı gidermektir.

2011 yılında tanınmış bir STK’da Ar-Ge Komisyonu Başkanı olarak Türkiye’nin Tarımsal Gücü Raporunun yayınlanması için yüreğini ortaya koyan kısıtlı bir ekiple gece gündüz demeden çalışmış bir gönüllü olarak fahiş fiyat artışlarının önlenmesi ile ilgili sorularımı ve önerilerimi başlıklar altında şöyle sıralayabilirim:

Sorular:

  • Satın alma gücü kimde? Marketler üreticileri maliyetin altında satışa zorluyor mu? Üreticiler siparişi kaybetmemek için ürünlerini ucuza sunmak zorunda kalıyorlar mı?
  • Marketlerin oluşturdukları kendi markaları belli üreticilerle anlaşma yaparak daha ucuza ürettirdikleri ürünlerde fiyatlar nasıl belirleniyor ve müşteriye nasıl yansıyor? Bu ürünlerde aracı olmadığı halde ürünler aracılardan alınan ürünlerdeki kar marjı da eklenerek aynı fiyata sunuluyor mu?
  • Ürünler markete veya hallere gelene kadar birkaç firma üzerinden göstermelik olarak geçirilip fiyat her aracıdan sonra yükseltilmiş olarak suni bir şekilde hallerde satışa sunuluyor mu?
  • Marketlerin toplam cirodan net  kazançları hangi oranda(kabul edilebilir uluslararası oran %3-4 arasında değişir!!) ve son dönemde bu oran ne kadar değişti?
  • Marketler toplam ürünler içinde en az yüzde kaç oranında ürünlerde indirim yapıyorlar ve başka bir üründe indirimden oluşan farkı nasıl bir sistematik ile dengeliyorlar? Bu indirimli satışı yapabilmek için üreticileri baskı altında indirim yapmaya zorlanıyor mu yoksa ortalama kar marjı ile bir üründe indirim yaparken başka bir üründe ettiği karla ortalama kar marjını dengeleme politikası  mı güdüyor?
    • Normalde bir market rekabet edebilmek için ürünlerin %15 inde indirimli satış yapmak zorundadır gibi bir kural varmı!!
    • Marketlerin İndirimli satış oranları sadece gıdada mı yoksa deterjan gibi üretildikten sonra bozulmayan maliyet riski daha az olan temizlik maddeleri grubunu da içeriyor mu? Bu ikisinin oranı nedir?
  • Marketlerin insan kaynakları,kira v.b. giderlerin maliyeti her gün değişmediği halde ve ürünlerin tedarikinde bir kıtlık yokken fiyatlar raflarda günlük %20-40 oranında nasıl değişebiliyor?
    • Hangi ülkelerde (örneğin AB’de) ürünler için hala taban ve tavan fiyat politikası mevcut?
    • Hangi ülkelerde maliyetin altında satışları sınırlayan mevzuat veya yasak var?
    • Üretici ile tüketici arasındaki fiyatlar arasında sabit bir oran varmı?
    • Üretilen ürünler içinde döviz kuru ile ilişkili olmadığı halde bir üründe %30-40 civarında zam nasıl yapılabiliyor?
    • İndirimli satış reklamları tüketiciyi yanıltır mahiyette mi? Marketler oluşturdukları karteller ile bu indirimleri anlaşarak mı uyguluyorlar? Aynı üründe indirimi neden birden fazla markette göremiyoruz?
    • İşlenmiş ürünlerin son tüketici fiyatında  ithal edilen veya yerli üretimi olan hammaddelerin maliyet fiyatı ne kadar etkili oluyor?

Öneriler:

  •  Lojistik sektörüne destek verilerek mesela sebze ve meyve yüklü kamyonların otoyol geçişlerinde indirim yapılarak veya yükünü boşaltmış ve geldiği yere boş dönmekle karşı karşıya kalan kamyonlara internet üzerinden ulaşılabilecek bir sistem kurulması maliyetleri düşürebilir. UBER benzeri bir sistemle kamyoncularda mal taşıdıkları yerden boş dönmek yerine zarar etmezler.
  •  Üretimden satışa kadar olan ağda bir blok zinciri(blockchain) uygulaması ile bu sürecin her safhası üzerinde oynanmayacak şekilde devlet ve tüketici tarafından daha şeffaf kontrol edilebilmesi için  bir yazılım sistemi kurulması ile fahiş fiyatlandırma engellenebilir.

  • Eğer blockchain uygulamasını devreye sokmak zor ise tüm marketlerin günlük fiyatlarını bir web servisi ile devlete bildirme sistemi hızlı bir şekilde devreye sokulabilir . Bu sistemle marketlerdeki günlük fiyat değişimi hızla izlenebilir. Sahadan halkın yapacağı fiyat kontrolleri ile yani barkodun okunup merkezi sisteme aktarılması ile otokontrol sağlanabilir. Böylelikle zaten az olan devlet memurlarının sahada yapacağı kontroller gönüllü olarak milyonlarca insan tarafından yapılabilir. Burada sürekli olarak fiyat kontrolü yapan ve günlük hatta saatlik fiyat artışlarıyla karşı karşıya kalan milyonlarca insanın akıllı telefonlarına yüklenecek bir yazılım ile bu rahatlıkla yapılabilir.
  • Ürünlerde herhangi bir temin zorluğu yokken piyasada kıtlık olacak ve fiyatlar artacak algısı yaratacak şekilde algı oluşturup talebi körükleyecek şekilde reklam yapan , oluşturduğu suni talebe dayanarak fahiş fiyatlı malı tüketiciye satan market zincirleri kapatma cezası yaptırımı ile karşı karşıya kalacağını bilmelidir. Kesilen ceza karşısında market zincirleri yine fiyatlara zam yaparak  cezayı halka ödetmektedir.
  •  Tarladaki ürünü 6 aylık vade ile satın alıp maliyetlerini büyük ölçüde düşüren ve üreticiyi  düşük kar marjı ile üretmeye zorlayan satın alma ekiplerinin bu girişimini engelleyen etik değerlere dayalı bir piyasa kuralı oluşturulmalıdır. Bu vade ile alınan malın artan depolama ve lojistik maliyeti uygulanan fahiş fiyat politikası ile doğru orantılı değildir. Örnek olarak 1 yıl önce üretilmiş olan soğan ve patatesin fahiş fiyatla halka sunulmasını gösterebiliriz.
  • Demiryolu ile sevkiyat termos vagonlar oluşturularak mutlaka devreye sokulmalıdır. Karayolu ile sevkiyattan 5 kat daha ucuz olan bu ulaşım yolu fiyatları düşüreceği gibi enflasyonunda düşmesine vesile olacaktır. Eskiden İstanbul hali Eminönü’nde sahildeydi  ve İstanbul’a yakın olan Yalova gibi üretim bölgelerinden deniz yolu ile ucuz bir şekilde transfer yapılabiliyordu. Hal yasasında ulaşımın deniz ve demiryolu ile de yapılabileceği tanımlanmalıdır. Özellikle mayıs-haziran aylarında yaz mevsimi hasat mevsimi başlangıcı olduğu için demiryolu sevkiyatı acilen devreye sokulmalıdır. Eylül-Ekim-Kasım aylarındaki kış mevsimi hasadı da aynı şekilde bu ulaşım yolunu kullanacak şekilde düzenleme yapılabilir.
  • Acilen İstanbul’a yakın olan 250 km çapındaki bölgede yaş meyve ve sebze ekimi teşvik edilerek ulaşım maliyetleri düşürülebilir.  Şehir içinde bile topraksız alanda ekim yapılabilecek teknolojiler artık mevcut. Eskiden İstanbul’un içinde şimdiki Adnan Menderes Bulvarı olarak geçen alan surlara kadar bostanlarla dolu idi ve Fındıkzade’de meşhur Çukur Bostan taa eski çağlardan beri ekilen bir alandı. Bu bostanlarda taze fasulye, mis gibi domates, salatalık, kıvırcık salata, meşhur Yedikule marulu gibi ürünler burada yetiştirilip at arabaları ile mahalle aralarında satılırdı. Zamanla rant ve asfalt maalesef bu muhteşem eko sistemi yok etti. Bugün kıvırcık salata Antalya veya benzeri uzak mecralardan geldiği için 15 TL ye kadar çıkmış durumda.

2 Haziran 2005 – 28 Ağustos 2015 tarihleri arasında Tarım Bakanı olan ve tarımın sorunlarını çok iyi bilen Sayın Mehdi Eker tarafından kurulan TARBİL Akıllı Tarım sistemi yaklaşık 1250 istasyonla ülkeden uydu aracılığı ile veri toplayıp günlük saha analizleri, böcek salgınları, ekilen bitkilerin fenolojik devreleri, ısı, nem oranları, su kullanımı hesaplamaları ve hasılat tahminleri yapabiliyordu. Bir sonraki aynı partinin Bakanı Sayın Faruk Çelik bürokratların yanlış yönlendirmesi ile bu sistemi kapattı ve yaklaşık 5 yıllık istatistiki bilgi çöpe atıldığı gibi dünyada bile benzeri olmayan bu sistem devre dışı kaldı. Bugün geldiğimiz günde hangi ürününden ne kadar ekilmesi gerektiği tam olarak izlenemiyor halbuki petabyte lara (1 peta byte= 1.024 Tera byte) varan verinin toplandığı bu akıllı tarım sisteminde bugün ihtiyaç duyulan fiyat tahmini yapma algoritmaları bile bu sistemin içinde vardı. Kurumsal hafıza ve bilgi birikimine önem verilmediği için yerli ve milli olarak tamamen Türk mühendisler tarafından geliştirilen bu muhteşem sistem büyük ihtimalle bu konuda bürokratlar tarafından  bilişim teknolojilerinde çok uzman olması gerekmeyen Sayın Bakana yanlış anlatılarak devre dışı bırakılması sağlanmıştı  bu çok üzücü. Bu ülkede bilişim sektörünün talihsizliği bu çapta bilgi teknolojileri projelerini yönetecek şekilde yüksek öğrenim görmüş bürokratların olmayışıdır.

17 Milyon nüfusa sahip Konya büyüklüğündeki Hollanda bugün 100 Milyar doları aşan tarım ihracatına sahip. Bu ihracatın büyük çoğunluğu dünyanın her tarafından ucuz mal temin edip kurulan akıllı ve ucuz lojistik desteği ile Hollanda’ya ürünleri getirip paketleme yapılarak re-export yapılmasından oluşmaktadır. Mesela Meksika ve Guatemala’dan yıllık 400 bin ton avokado getirip tüm AB ve etrafındaki ülkelere satmak akıllı bir lojistik ve organizasyon gerektirir. Bu sayede kendi halkına bir sandık avokado 1,5 € ya satılabiliyor ve 1  sandık içinde 18 tane avokado bulunuyor. Bir boy büyük olanlar ise ise 3 € ya dahi bulunabiliyor. TL olarak hesaplarsak 1 avokado 1,33-2,66 TL arasında değişen fiyatlara Hollanda halkına sunuluyor. Burada ayrıca fiyatın iç piyasada belirlenmesinde etik bir yaklaşım var. Kurulan akıllı dağıtım sistemi sayesinde dünyanın öbür ucundan getirilen bir ürünle bu yapılabiliyor. Ülkemizde ise üretim 10.000 ton ve güney sahillerimizde yetişen avokado 10-15 TL arasında satılıyor. Şimdi bizim Tarım Bakanlığı bürokratları oturup somut olarak bu iki sistemi karşılaştırsın ve bize Hollanda’dan 5 kat daha yüksek fiyata nasıl avokado yedirildiğini çözsünler lütfen.

Bir diğer fahiş fiyat artışı ise ülkemizde gayri menkullerin %48 ‘inde ikamet eden kiracılara karşı mülk sahipleri tarafından uygulanan mülkün tahliyesine yönelik taciz ve fahiş fiyat artışı talepleridir. Zaten her yıl TÜFE veya ÜFE oranında kira artışı sistemi artık piyasada kabul edilmiş ve yerleşmiş bir akittir. Kanada yurtdışından yapılan gayri menkul alımlarının yurtiçindeki fiyat dengelerini bozduğunu gördüğü için buna yasak getirmeye hazırlanıyor. Özellikle eski sözleşmeler ile oturan kiracıların çıkmaya zorlanması ve 10 yıllık kira sözleşmeleri biten kiracılara %300 gibi ahlaksızca ve insaf sınırlarını aşan bir oranda zam yapmak hangi kılıfa sokulabilir inanılır gibi değil. İki gün sonra müdahalede geç kalındığı için bu fahiş fiyat artışı sistemi fiyat dengesi oturacak ve aşağı doğru inmesi çok zorlaşacaktır. 10 yıllık veya süresi dolan kira sözleşmeleri bitiminde aylık yayınlanan TÜFE oranına denk gelen bir oranda kira artışı yayınlanacak bir genelge ile hızlıca sağlanabilir ve büyük bir çoğunluğu oluşturan kiracıların mağdur edilmesi engellenebilir. Mülk zengini ufak bir kesimin aşırı kar etme arzusuna devletimiz bir sınır koymalı ve vatandaşını korumalıdır. Yurtdışından özellikle Rusya ve Ukrayna’dan gelen kiralık gayri menkul talebi geçici bir süre için geçerli olup iç piyasa dengelerini bozmasına aynı Kanada’nın yaptığı gibi müsaade edilmemesi gerektiğine inanıyorum.

One Comment

  1. Sevgili Selahattin Hocam. Tüm çözüm önerileriniz gerçekten çok güzel. Bütün mesela bunları kim yapacak. Selamlar saygılar #BySinanerji 🍀

Bir Cevap Yazın

Required fields are marked *.