Selahattin Esim

Selahattin Esim

09/08/2022
by Selahattin Esim
1 Comment

Enflasyon canavarını körükleyen haksız kazanç arzusu zulme mi dönüştü?

İnsana İnsan olduğu için değer veren” sistem geçmişimizde huzuru, mutluluğu, adaleti, hoşgörüyü barındıran bir geleneği yansıtıyordu. Bazı kavramlar gelenek ve töre üzerine kuruludur. Her toplumda bunlar yazılı olmayan kurallar olarak geçerlidir. Merkezinde insan olan anlayıştır asıl olan. İnsana zulüm etmekten sakınılan, adaletin gecikmeden yerini bulduğu , hoşgörünün hüküm sürdüğü, dini ve dili ne olursa olsun eşitlik kuralına herkes için aynı derecede riayet edildiği , yöneticilerinin güvenilir insanlar olduğu bir anlayıştır işin özü.

Sevginin olmadığı ortamlarda hep önyargılar, kendini diğerinden üstün görme psikolojisi ve ötekileştirme duygusu daha ağır basar. Yunus Emre “Yaradılanı severim, yaradandan ötürü” derken insanın bir sevgi varlığı olduğunu ne güzel yorumlamıştır. Herkes bu dünyadaki nimetlerin peşinde, saman çöpünün kavgasını yapıyor. İnsan asıl kavgayı nefsine karşı yapması gerekirken birbirini yok etmek için savaş ediyor. İlahi aşkın peşinden koşmayan insan odun gibidir ve odunun gideceği yer ateştir, dünyada zamanımızda ateş yakılıyor. Bu dünyaya bakan insan gerçek saltanatı görmez fakat gece vakti kalkıp gökyüzünü seyreden insan ilahi saltanatı muhakkak bir köşesinden görür.

Ülkemizde son dönemlerde baş gösteren enflasyon canavarı insanları birden bire fahiş kar peşinde koşan, her türlü emtianın fiyatını her gün arttırmayı düstur edinmiş, kiracılara zulmeden, kiracı olan esnafı ekmek kapısından tahliye eden, yumurtaya her gün zam yapan, tarlalar domates doluyken İstanbul’da kilosunu 12 TL’ye satan acımasız tanımlanması güç bir ruh haline soktu. Son dönemde gittiğim berber, alışveriş ettiğim soğan patates satıcısı, lokanta gibi mal sahiplerinin %300 lere varan kira zammı talebi ile karşılaşıp buna cevap veremeyince yıllardır iş yaptığı ekmek teknesinden tahliye edilmesi çok üzücü bir durum. Mal sahipleri maddi durumları çok iyi olan  insanlarmış. Bu kişilerin vicdanları nasıl bu kadar taşlaşmış olabilir insan gerçekten hayretle gözlemliyor. Bu esnafların hukuk sisteminin açıkları kullanılarak bir haftada tüm eşyası ile kapı önüne koyulduğu bir yerde hangi adaletten , vicdan ve hoş görüden bahsedeceğiz.
Continue Reading →

01/08/2022
by Selahattin Esim
0 comments

TV24 Gündem Dışı programına katılıp Türk Yazılım sektörü ve geleceği parlak olan meslekler hakkında görüşlerimi paylaştım

TV24 te 21.7.2022 tarihinde Kahraman Poyrazoğlu Beyin sunduğu Gündem dışı programına konuk olarak katılıp geleceği olan meslekler, yapay zeka ve Türk yazılım sektörü hakkında görüşlerimi paylaştım.

Bu programda geleceği parlak olan yazılımcılık ve yazılım ile ilgili mesleklerin  kendi ülkemizdeki geleceği  ve sektörün önündeki bazı tehlikeleri açıklamaya çalıştım. Geleceğin meslekleri açısından ilginç yorumları da değerli katılımcılar ile paylaşmaya çalıştık. Özellikle gençlerimizin izlemesini önermek isterim.

TV 24 web sayfası  ve youtube linklerini aşağıda paylaşıyorum.

https://www.yirmidort.tv/gundem-programlari/gundem-disi-kahraman-poyrazoglu/?hid=1043523

 

10/04/2022
by Selahattin Esim
1 Comment

Serbest Piyasanın dönüştüğü Vurgun Piyasasında Fahiş Fiyat Artışı nasıl önlenebilir

Ülkemizde son dönemde inanılmaz seviyede seyreden fahiş fiyat artışları ne yazık ki serbest piyasa ekonomisinden vurgun piyasasına geçiş olduğunun bir göstergesi olmuştur. İnanılmaz manipülasyonlarla körüklenen fiyat artışları ne yazık ki toplumun büyük bir bölümünü olumsuz etkiliyor. Bunu belki gelir düzeyi yüksek olan kesim görmezden gelebilir fakat bu fiyat artışlarının altında ezilen büyük bir çoğunluğun sesine aracı olmak zorundayız. Artık her gün gittiğimiz marketlerde ve pazarlarda günlük dur durak bilmeyen fahiş ve dayanaksız yüksek kar amaçlı fiyat artışlarıyla karşılaşmaktan bunaldık.

Ülkeyi yönetenlerin ahlaki değerlerin dibe vurduğu acımasız bir vurgun piyasasında artık sisteme müdahale etmemek gibi bir lüksü kalmamıştır. Mikro düzeyde müdahaleler her ne kadar serbest piyasa ekonomisinde kabul görmese de zaten tüm dünyada değişime giden kapitalist sistemin serbest piyasa anlayışı ne yazık ki yerini haksız kazancın yer aldığı bir vurgun vurma piyasasına dönüşmüştür. Bürokrasi artık fildişi kulelerinden ve tribünden sahaya inerek oynanan bu oyuna müdahil olmalıdır. Bu açıdan baktığımızda tahıl, yaş meyve sebze, et  ve süt temininde bu konuda en çok öneri getirmesi gereken Tarım Bakanlığı ve bürokratlarının kendilerini ustaca oyunu dışında tutmalarına ve sahaya sorunun sadece fiyat kontrolüne indirgenip Ticaret Bakanlığı’nın sürülmesini izlemeleri manidardır. Buna en yakın bir örnek olarak Et ve Süt Kurumunun akla sığmayacak bir nedenle ürünlere zam yapması,  tüm Tarım Bakanlığı bürokrasisinin bunu sadece izlemesi ve sonuç olarak yine çözüm olarak Sayın Cumhurbaşkanının devreye girmesi ve sorunu çözmesini örnek gösterebilirmiyiz? Hele televizyonlarda Et ve Süt Kurumunun özelleştirilmesini buna neden olarak gösteren bilgi yoksunu yorumculara ne demek gerekir anlamakta zorlanıyor insan. Bu bir devlet kurumudur ve Tarım Bakanlığına bağlıdır. Kifayetsiz muhterislerin bol olduğu ülkemizde buna şaşırmamak lazım.
Continue Reading →

23/02/2022
by Selahattin Esim
0 comments

Yazılım İhracatı ve Proje Finansmanı Türkiye’yi başarıya götürecek potansiyele sahiptir.

Bilgi ekonomisi olan ülkelerde bankalar sıfır ve eksi faizle kredi veriyorlar. Bunu yapmalarını sağlayan para birimlerinin güçlü olması, kredibilitelerinin yüksek olması  ve en önemlisi yüksek miktarda katma değerli ürün ihracatı yapıyor olmalarıdır. Bu ülkelerde vatandaşlar mesela teknoloji şirketlerine yatırım yapmayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Risk sermayesi Türk bankacılık sektörünce yeterince altı doldurulmamış bir sistemdir ve bizim bankacılar bilgiyi değil de tarla ve gayri menkulü bir değer olarak kabul eder. Bu alışkanlığı değiştirmek radikal değişimler gerektirir. Riskin olduğu yerde kazanç vardır ilkesi benimsenmelidir, bunu bir sonraki paragrafta önemli bir örnekle anlatacağım.
Continue Reading →

15/02/2022
by Selahattin Esim
0 comments

Türk Yazılım sektörü insan kaynakları talan ediliyor!!

Bir ülkenin en önemli itici güçlerinden birisi beşeri sermayedir. Bu beşeri sermayenin ihtiyaç olan sektörlere yönlendirilmesi ise ancak toplum mühendisliği ile mümkün olabilir. İhtiyaçtan fazla insan yetiştirilen bir sektörde iş bulamayacakları için insanlarımız işsizlik tehlikesi ile karşı karşıya kalıp sisteme katkıda bulunmak yerine yük oluşturma riskine sahiptirler.

Son yıllarda göze çarpmaya başlayan bilişim alanında katma değeri yaratan nitelikli iş gücüdür. Yıllarca Bilgisayar ve Elektronik Mühendisliği bölümlerine en iyi öğrencileri alarak insan kaynağında pozitif seçicilik yapan buna karşın GSMH içindeki paya oranla üretmesi gerekenden daha az katma değeri iç piyasadaki düşük fiyat politikası ile üretememek tehlikesi ile karşı karşıya kalanda ne yazık ki bilişim sektörüdür. İnsan kaynağının %80’den fazlasının, mesleki eğitiminin getirdiği nitelikler ile örtüşmeyen konu ya da yöntemlerle çalıştığı, özellikle kamuda konuda mesleki eğitimi olmayan kişilerin yaygınlıkla konunun teknik yöneticisi olduğu tek sektör bilişimdir. Verinin enformasyondan farkını bilmeyen bürokratların veya diğer meslek grubu erbabının Türkiye’nin geleceğine yön veren bilgi sistemlerinin yöneticisi, tedarikçisi ve sorumlusu olmaması gereklidir.
Continue Reading →

17/09/2021
by Selahattin Esim
0 comments

Türk Milli Takımı nasıl başarılı olur ve ülke çapındaki yetenek keşif sistemi neden çalışmıyor? Bölüm 3.

TFF dünya kupası elemeleri için oynanacak son 4 maç ve sonrası için hoca arayışına giren TFF yönetimi asıl sorunun Türk futbolunda öz kaynak düzeninden kaynaklandığını anlamış gibi görünüyor. Stefan Kuntz gibi bu sistemi iyi bilen bir hocayı Hamit Altıntop’un düşünmesi bu konuda uzun dönemli hareket edileceğini gösteriyor. Bence Hamit Altıntop sorunun nereden kaynaklandığını gayet iyi biliyor ve görüyor. Türk Milli takımının başına mutlaka çok ünlü bir ismin gelmesi gerekmiyor sorunu bilen ve sistemin çalışmasını sağlayacak bilgi ve maharette olması bence yeterli. Dünyanın en ünlü teknik direktörünü getirerek belki 4 maçlık periyodu başarı ile atlatırsınız ama Türk Milli takımının geleceğini kurgulayamazsınız.

Burada yapılan sözleşmelerde neden performans ölçümü maddesi koyulmadığını anlamak güç. Hollanda Frank De Boer’un sözleşmesinde milli takımı çeyrek finale çıkartamazsa sözleşmesine son verileceği maddesi olduğu için hızlı bir şekilde bu süreci atlattı, tazminat pazarlıkları söz konusu bile olamadı. Ülkemizde anladığım kadarı ile teknik direktörlerin sözleşmelerine böyle bir madde koyulmuyor. Buda şu anlama geliyor önü açık ve belirlenmemiş bir başarı kriteri uygulaması olduğu için sürekli tazminat ödenmek zorunda kalınıyor veya sözleşme feshinde bir kılıf aranıyor. Olaya şöyle de bakabiliriz sanki Türk Milli takımı teknik direktör bulmakta zorlanıyor ve teknik direktörler bin bir rica ile ikna ediliyor veya yalvarılarak göreve getiriliyor. Türk Milli takımının bir marka değeri olmasa dünyanın en değerli araba üreticisi neden sponsor oluyor acaba? Yöneticisinden futbolcusuna şu özgüven sorunumuzu yıllardır halledemedik gitti.

TFF web sayfasına bir göz atarsanız çocuklarımızın arasındaki yeteneklerin keşfi için her şey düşünülmüş ve çalışıyor zannedebilirsiniz. Geç yaşta da başlasa hedef yaş gruplarından başlayarak Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili koordinasyona kadar kağıt üzerinde tanımlanmış ama sanki çalışmayan bir sistem var. Tüm direktörlüklerin eski futbolcular arasında paylaşılmış olması ve bilimsel çalışma yapan spor akademisinden mezun eğitmenlerin bu kadrolarda olmaması ise ayrı bir tuhaflık. Eski futbolcuların top oynadıkları dönemde yetenekli ve başarılı olmaları onların bir ülkenin futbolunu kalkındırma Avrupa ve Dünya şampiyonlukları getirecek bir sistemin stratejisini kurabilme becerisine sahip oldukları konusunda bir güvence vermez. Bu konu tamamen bir bilimsel ar-ge ve inovasyon içermektedir. Türk futbol sisteminin başarıları getirebilmesi için ciddi bir inovasyona ihtiyacı var.

Türk Milli takımının başına kim gelirse gelsin en büyük sermayemiz olan gençlerimiz zamanın gereksinimlerini karşılayan bilimsel bir çalışma ile ve grassroots temel ilkelerinde belirtilen torpilin işlemediği fırsat eşitliğine dayalı ve adil olarak yetenekleri keşfedilmez ise tüm başarılar ve ardından gelen başarısızlıklar kısır bir döngü içinde sorgulanacaktır.

Continue Reading →

10/09/2021
by Selahattin Esim
1 Comment

Türk Milli Takımı nasıl başarılı olur ve öz kaynak düzeni nasıl olmalıdır? Bölüm 2

Bu bölümde dünyada ekol olmuş bazı ülkelerin başarılarını veya başarısızlıklar olduğu dönemde neleri sorguladıklarını ve spor akademilerindeki bilimsel çalışmaları kullanarak nasıl çıkış yolu aradıklarını tespit ettiğim bulgularla anlatmaya çalışacağım.

Önemli bir futbol ülkesi olan Hollanda’da tüm gençler 5-6 yaşından itibaren futbol federasyonunun belirlediği sisteme göre antrene ediliyor. Ülkenin taktiksel ekolü 5 yaşından itibaren çocuklara öğretiliyor. 17 milyonluk ülkede 1.2 milyon futbolcu var (bizdekinin 2,4 katı!!)ve 10-11 yaşındaki gençlerin %45 i bir futbol kulübünde lisanslı oyuncu olarak altyapısı mükemmel sahalarda oynuyor. Buna rağmen 2016 yılında Avrupa kupasına ve 2018 yılında Rusya’daki dünya kupasına katılamamak ve büyük başarısızlık futbol federasyonu tarafından futbol eğitim sisteminin sorgulanmasına yol açtı.Hollanda’nın efsane futbolcusu Johan Cruijf sokakta yetişen  yetenekli futbolcuların yerine fiziki özellikleri öne çıkan futbolculara önem veren eğitim sistemini sürekli eleştirerek bu sistemden ülkeyi başarılara taşıyacak yeteneklerin yetişmeyeceğini vurgulamıştı. 2008 yılında bir gazetedeki yazısında Ajax’ın bir yılda 8 tane 30 yaş ve üstü futbolcu transfer etmesini eleştirerek altyapıdan oyuncu gelmediğini vurgulamıştı. Bunu Türkiye deki kulüplere uyarlarsak aynı vahim durumun olduğunu görebiliriz.
Continue Reading →

09/09/2021
by Selahattin Esim
0 comments

Türk Milli Takımı nasıl başarılı olur, sistem nasıl değişmeli- Bölüm 1

Euro 2020 tunuvasında sıfır çeken ve istatistikler ile dibe vuran Milli takımımızın performansı tüm ülkeyi üzüntüye boğmuştu. Hollanda mağlubiyeti son 35 yılın en ağır yenilgisi olarak tarihe geçerken insanımızı inanılmaz üzdü ve özellikle yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızı utanca boğdu. Milli takım ne yazık ki her yönden dibe vurdu.

Geçmişte yurtdışında futbol oynamış ve futbolu yakından takip eden birisi olarak futbolun içinde aktif rol almayışımız bu ülke için önemli gördüğümüz fikirlerimizi paylaşmayacağımız anlamına gelmemeli. İnovasyon hiç ummadığınız yerden, kişiden, ortamdan gelebilir kimsenin tekelinde değildir. Bu alandaki tüm uzmanların, değerli spor medyasının affına sığınarak sizlerle futbolumuzun içinde döndüğü kısır döngünün tespitlerini yapmaya ve belki de yararlı olabileceğini düşündüğüm bulguları, çözüm önerilerini paylaşmaya çalışacağım. Bu yazı dizisini hazırlarken yurtdışında son dönemlerde başarılı olmuş veya başarılı olmanın yollarını arayan Fransa, Belçika, Almanya, Hollanda gibi ülkeler ile bazı futbol kulüplerinin yaptığı yeni arayışları kurdukları yeni stratejileri , altyapıdaki yeni denemelerini ve nasıl başarılı olduklarını araştırırken karşılaştığım bulgulardan bahsetmeye çalışacağım. Özellikle TFF yetenek keşfi sistemi hakkında görüşlerine başvurduğum futbolun ve sporun içinde olan değerli eğitmenlerimizde oldu, katkıları için sonsuz teşekkür ederim.Sürçü lisan ettiysek affola!!

Milli takımda sadece başarısız olan Teknik direktöre odaklanmayıp sistemin neden işlemediğini sorgulamamız gerekir. Türk Milli takımı gelecek 10 yılda nasıl Avrupa veya Dünya şampiyonu olur buna yönelik bir strateji ve altyapıdan başlayarak besleyen sistem yoksa Teknik direktörün kim olduğu aslında pek önemli değil. Bu konuya değinirken insanın aklını aşağıda saymaya çalıştığım bazı sorular kurcalıyor.
Continue Reading →

23/06/2021
by Selahattin Esim
0 comments

Türk Milli Takımının başarısızlığı ve haber yapamayan medya

Futbol hepimizin  çok ilgi duyduğu Türk halkının çok sevdiği bir spor ve ne yazık ki yapısal sorunları çözülemeyen Türk futbolu son dönemlerin en geleceği parlak takımıyla sıfır puan çekerek UEFA 2020 ye veda etti. Türk halkı çok üzüldü ve sahada savaşmayan bir takım gördüğü için kahroldu.

Geçmişte az çok futbol oynamış birisi olarak uzaktan izlediğim kadarıyla takımın yönetiminde, dizilişinde, kamp döneminde, hazırlık maçlarında bir dizi sorunların olduğu çok açık ve net olarak belli olduğu halde medyanın habercilik açısından da bir sessizliği veya haber yapamama fiyaskosu söz konusu. Bizim gazeteciler genelde bazı bilgilere vakıf oldukları halde susmayı tercih ederler ve televizyonlarda izlediğim kadarı ile en iyi analizleri sadece bir kaç spor yazarının yapmış olduğunu görmek bir o kadar üzücü. 3 maçta  başladığı orta saha ikilisini ikinci devrede oyundan alan ve bu hatasında ısrar eden başka bir teknik direktör  var mıdır sorusunu soran gazetecinin analizi son derece doğruydu. Kampı izleyen , takımla iç içe olan gazeteciler neyi gözlemler neyi haber yapmaları gerektiğini sanki unutmuş gibilerdi. Sürekli verilen mesaj antrenmanda oyun oynayan oyuncuların çok neşeli olduğuydu. Bu kadar neşeli idilerse İtalya maçından sonraki ruhsal çöküntüyü nasıl yaşadılar?…

Continue Reading →

16/12/2020
by Selahattin Esim
0 comments

Kilit Sektör “Yazılım”

Yeni Şafak gazetesinden Orhan Orhun Ünal Beyle yazılım sektörü hakkında bir röportaj yaptık. Burada önemli gördüğüm bazı konuları naçizane dile getirmeye çalıştım. Yapay Zeka Ekonomisine geçerken tüm komplo teorilerine rağmen yazılım sektörünün herkesin ulaşabildiği teknoloji platformları ve yazılım geliştirme araçları sayesinde önünde inanılmaz bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

24/08/2020
by Selahattin Esim
0 comments

TV24 Gündem Dışı Programına konuk oldum

Sayın Billur Aktürk’ün sunduğu Gündem Dışı programına katılarak Yapay Zeka Ekonomisi ve Türkiye’nin önündeki fırsatlar konusunda görüşlerimi paylaştım.

Program hakkında olumlu görüş bildiren izleyicilere nazik sözleri için teşekkür ederim.

20/11/2019
by Selahattin Esim
0 comments

İnanılmaz Boyutlara Ulaşan Tağşiş ve Blockchain

Son dönemde çok sık karşılaştığım bir durum olunca matematiksel olarak fiyatı artarken bir ürünün gramajı neden düşer diye internette bir sorgulama yaptığımda bir çok duyarlı vatandaşın aslında bu durumun farkında olduğunu ve özellikle çikolata, gofrette oynanan bu oyundan rahatsız olduklarını belirten yorumlar yaptıklarına şahit oldum.

Bu aslında çok basit gibi görünen olayın arkasında bir ülkenin reel sektörünün üretimdeki maliyetleri yönetememesinin yanında etik değerlerindeki sapmanın da ip uçlarına ulaşıyorsunuz. Bir kere bunu yapan firmalar yıllarca kendini kanıtlamış, kaliteli ürünler yaptıklarına inandığımız firmalarımız. Hadi iyi niyetle diyelim ki fiyatı arttırmamak için gramajı düşürüyorlar, bunu anlarız. Ama hem fiyatı iyi bir oranda arttırıp hemde gramajdan çalmak etik değil. Bunu daha kibarca nasıl izah edebilirim bilmiyorum. Ayrıca en büyük sorun bunu takip eden bir sistemin veya tüketicinin göz göre göre aldatılmasının önüne geçecek bir sistematiğin olmaması gibi gözüküyor. Eğer bizim bilmediğimiz duymadığımız bir sistem varsa ve çalışıyorsa o zaman bu olduğu iddia edilen kurum veya sistem Allah rızası için gramajı düştükçe fiyatı artan bu ürünleri neden incelemez veya gerekeni yapmaz bilemiyoruz.

Continue Reading →