Selahattin Esim

Selahattin Esim

24 yıl sonra Dünya Kupasına katılan Türk Milli Takımı neden başarısız oldu?

| 0 comments

2026 Dünya Kupası turnuvasında aldığı kötü sonuçlar ile sıfır çeken ve sonucu etkileyen istatistiklerde dibe vuran Milli takımımızın performansı tüm ülkeyi üzüntüye boğdu. Alınan mağlubiyetler tarihe geçerken insanımızı inanılmaz üzdü ve özellikle yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızla birlikte onca zahmete katlanarak maça giden binlerce Türk taraftarını mutsuz etti. Milli takım ne yazık ki her yönden dibe vurdu. Yetenekli olduğu tartışılmaz olan futbolcu grubunun sahip olduğu potansiyeli kendisinden zayıf rakipler karşısında bile sergileyememesi spor akademilerinde ders olarak okutulabilir nitelikte.

Şimdi tüm ülke olarak suçlu aramaya başladık. Futbolcular sosyal medyada linç yediler. Türk Milli takımının başında aslında kimin olduğu  aslında en son tartışılacak konu. Takımın başına mutlaka dünyaca ünlü bir ismin gelmesi gerekmiyor.  Türk futbolundaki sorunu bilen ve sistemin çalışmasını sağlayacak, mental motivasyon konusunda deneyimli  bilgi ve maharete sahip bir Teknik Direktör bence yeterli olurdu. Montella’nın maçlardan sonra takımı neden doğru taktikle oynatamadığına dair tespitler yapması gerekirken başarısızlığı kader ve nasibe bağlaması bile aslında Türk halkını iyi tanıdığını gösteren manipülatif ve utanç verici bir durum olarak hafızlara kazındı desek yeridir.

Türk Milli takımının başına kim gelirse gelsin en büyük sermayemiz olan gençlerimiz zamanın gereksinimlerini karşılayan bilimsel bir çalışma ile ve grassroots temel ilkelerinde belirtilen torpilin işlemediği fırsat eşitliğine dayalı ve adil olarak yetenekleri keşfedilmez ise tüm başarılar geçici olur ve 24 yılda bir Dünya Kupasına katılmayı bir başarı olarak görmeye devam ederiz.

Türk gençleri kendilerine şans verildiğinde önemli başarılar elde edeceklerini voleybol ve basketbol branşlarında göstermişlerdir. Aynı başarı futbol alanında da elde edilebilir. Türk Milli takımında oynayan futbolcularımızın çoğunun Avrupa’nın büyük kulüplerinde başarılı olması orada bir sistem içerisinde kendilerine verilen görevi yüksek performans ile göstermelerinden kaynaklanır. O performansı göstermediklerinde arkalarında formayı alacak 1 veya 2 yedek oyuncu mutlaka vardır. Oynadıkları kulüplerde performans düşüklüğüne tolerans gösterilmez. Arda Turan  bir söyleşisinde İspanya’da oynarken antrenmanlardan önce tartıldıklarını ve sözleşmelerinde tolere edilebilecek kilolarının bile yazılı olduğundan ve bu limit geçildiğinde maaşlarından kesinti yapıldığından söz etmesi performansa dayalı tolerans göstermeyen sistemin basit fakat bir o derece önemli bir göstergesidir. Bu ve bunun gibi daha birçok atletik  performans belirleyici verilerin futbolcunun insiyatifine bırakılması düşünülemez.

Ülkemizde eşit fırsatlığı, adil ve performansa dayalı bir yetenek keşif sistemi kurulmasının zor olmadığını düşünüyorum, bu sistemi kurabilecek insanlarımızda fazlasıyla mevcut.

Blog sayfamda 2021 yılında yazdığım 3 bölümden oluşan yazı dizimde aşağıdaki başlıklı yazımda olduğu gibi bu konuya daha geniş değinmiş ve araştırmalarım sonucunda edindiğim bilgileri paylaşmıştım, ilgilenenler okuyabilirler.

Türk Milli Takımı nasıl başarılı olur ve ülke çapındaki yetenek keşif sistemi neden çalışmıyor? Bölüm 3.

Son dönemlerde başarılı olmuş veya başarılı olmanın yollarını arayan Fransa, Belçika, Almanya, Hollanda, Japonya gibi ülkelerin yaptıkları yeni arayışlar kurdukları yeni stratejiler , öz kaynak düzenindeki yeni taktiksel sistem denemeleri araştıranlar için  kayda değer örnekler içeriyor.

Milli takımda sadece başarısız olan Teknik direktöre odaklanmayıp sistemin neden işlemediğini sorgulamamız gerekir. Türk Milli takımı gelecek 10 yılda nasıl Avrupa veya Dünya şampiyonu olur buna yönelik bir strateji ve altyapıdan başlayarak besleyen sistem yoksa Teknik direktörün kim olduğu aslında pek önemli değil. Bu konuya değinirken insanın aklını aşağıda saymaya çalıştığım bazı sorular kurcalıyor.

  •  Milli bir futbol ekolümüz var mı?
  •  Bu kadar büyük potansiyeli olan bir ülkede neden yetenekleri erken yaşta keşfedip mental olarakta eğiten bir sistemimiz yok?
  •  Başarısızlığın asıl sebebi olan sistem bozukluğu bilimsel olarak spor akademilerinde araştırılıp sorgulanıyor mu?
  •  Geçici ve bireysel yeteneklerle elde edilen başarıların ülke futboluna faydası ve katkısı oluyor mu?
  • Dünyaca tanınmış takımlarda oynayıp başarılı olan futbolcularımız neden aynı başarıyı  milli takımda gösteremiyorlar?
  • Dünya çapında başarılar elde etmiş özellikle kadın voleybolümüzün bu seviyeye nasıl geldiği, yeteneklerin nasıl bir sistemle keşfedildiği bilinirken aynı başarı neden futbolda gösterilemiyor veya yeterince araştırılmıyor?
  • Ülkemizde neden  Milli Takım oyuncularına verilen primler hep sorun olur veya bir onur sayılması gereken milli formayı giymek neden hep yüksek maddi ödüllerle teşvik edilir?
  • Türkiye’de yetenek keşfedip onları uluslararası piyasaya sunabilen bir örnek varmı veya ülke bazında takımlarımızda bir model uygulanıyor mu?
  • Dünya Kupasında Hollanda’nın İsveç’i 5-1 yendiği maçta Ajax öz kaynak düzeninden yetişmiş olan Brian Brobbey 2 gol atarak ülkesinin bu maçı kazanmasında çok önemli rol oynadı. Bizde neden ülke içinde yetişmiş bir santrafor bulunamıyor sorusuna en güzel cevap değilmi? 85 milyonluk bir ülkede böyle bir yeteneğin olmadığına inanmak biraz zor. Eskiden oynadığımız mahalle maçlarında bile en kolay adam bulduğumuz mevki santrafordu ve kaleci veya defans oyuncusu olmak istemezdi kimse…

Milli Takım Hocaları ile imzalanan sözleşmelerde performans ölçümü değerlendirmesini içeren bir madde olmadığı için başarısız olan bir Teknik Direktörün sözleşmesini bile tazminat ödemeden sonlandıramıyoruz. Yani açıkçası Türkiye’de çalışma şansı elde eden yabancı teknik direktörler kaybederken bile astronomik rakamlar kazanıyor. Bazı şeyler çabuk unutuluyor ne yazık ki. Fatih Terim  sözleşme feshi nedeniyle federasyona karşı açtığı davadan kazandığı tazminatı bir hayır kurumuna bağışlamıştı bilmem kaç kişi hatırlar bunu acaba? Hangi yabancı teknik direktör böyle asil bir davranış sergileyebilir?

Türkiye’de çok değerli liyakat sahibi futbol ve spor adamlarının olduğuna inanıyorum. Sorun kurulmak istenen sistem çarkının gerektiği gibi çalışmaması gibi duruyor. Bunu çözmek aslında çok basit performans ölçümü ile hak edenin hak ettiği yere gelmesinin sağlanması ve binlerce spor akademisi mezunu beden eğitimi öğretmenlerinin Pro-Lisans eğitimi almasının verilecek bir uzun vadeli kredi ile önünün açılmasının öz kaynaklarımızın daha iyi değerlendirilmesinin önünü açacak gibi gözüküyor. Dünyanın en büyük teknik direktörlerinden sayılan Mourinho aslında Spor Akademisi mezunu bir beden eğitimi hocasıdır ve asla profesyonel futbol hayatında büyük başarılar yaşamış bir futbolcu geçmişine sahip değilldir!!

Özellikle basın toplantıları bu başarısızlığın nedenlerinin neden bir türlü su üstüne çıkamadığı hakkında birçok ipucu veriyor. Yurtdışında medya mensupları istedikleri her soruyu korkusuzca sorabilirken bizde bir çekingenlik söz konusu. Mesela şu oyuncuyu neden oynatmadınız veya oynattınız diye sorulduğunda Teknik direktör açık ve net bir şekilde bunu açıklayabilmelidir. Kamuoyunun bunu öğrenmeye hakkı vardır ve bunu açıklığa kavuşturacak olanda medya mensupları olmalıdır. Medya mensupları teknik direktörü eleştirebilmeli ve konuyu açıklığa kavuşturabilmelidir. Bizde maçtan sonra yapılan röportajlar  1-2 dakika sürer ama yurtdışında 15 dakika sürenlerine bile şahid olabilirsiniz.

Genel olarak baktığımızda milli takımımızın başarısızlığının dışardan gözüken veya tahmin edilmeye çalışılan ana başlıklarını belki şöyle sıralayabiliriz:

  •  Rakiplerin analizinin iyi yapılmamış olması
  • Mental destek olmaması ve sporcuların maçlara konsantrasyonunun sağlanamamış olması
  • Taktiksel değişikliklerin net olmaması
  • Yüreğini ortaya koyma ve mücadele gücü eksikliği Takım dayanışmasını ve motivasyonun istenen seviyede olmaması
  • Takımın üzerinde oluşan aşırı baskı ve reklamlar
  • Türk Milli takımı için bilimsel olarak geliştirilmiş Milli bir diziliş ve oyun sisteminin olmayışı
  • Performansı düşük olan kendi liglerinde bile düzenli oynamayan oyunculara şans verilmesi
  • Hazırlık kampının yanliş bir iklimde olması ve hava sıcaklıklarına uyum sağlama konusunda herhangi bir hazırlığın olmaması. Şenes Erzik gibi bir duayen devreye sokularak Arizona yerine daha uygun iklimi olan bir bölge maliyet farkı ödenerek ayarlanabilirdi….
  • Dünya Şampiyonası öncesi düşük seviyeli hazırlık maçları ve gereksiz yere seçilmeyecek oyunculara şans verilmesi, hazırlık maçlarında ilk onbirin oluşturulmaması
  • Oyun içinde hücumdan defansa ve defanstan hücuma geçişlerde çok yavaş kalınması
  • Top kapma ve pres konusunda kapanan takım defansının konsantrasyonunu bozacak seviyede ve hızda takım olarak hareket edememe
  • Fizik kondüsyonun istenen seviyede olmaması veya iklim değişikliğinin ve saha koşullarının fiziksel güce etkisini en aza indirecek seviyede bir çalışma yapılmamış olması.

Maçtan sonra basının karşısına çıkan oyuncuların duygusal konuşup aslında bu yukarıda saydıklarımızdan neyi yapamadıklarını bir türlü  anlatamamaları futbol yazarları için ayrı bir araştırma konusu olabilir. Kendilerinden ne istenmişti ve neyi yapamadılar bunu hiç bir milli takım oyuncumuzdan net olarak duymadık ancak tahmin etmekle yetiniyoruz. Neyi yapamadıklarını anlatmaktan bizim futbolcular çok çekiniyorlar. Yapabildikleri tek şey özür dilemek ve üzgün olduklarını söylemek.

Bu saydıklarımızın hepsi aslında milli takımın ülke bazında sahiplenilmiş bir ekolü ve sistematik  altyapısı olmamasından kaynaklanıyor. Dünya markası üst düzey takımlarda oynayan oyuncudan kurulu bir takım bize gördüğümüz gibi başarıyı getirmiyor. Bu futbolcuların sistemi olan  büyük takımlarda başarılı olmaları orada kendi üzerlerine düşeni iyi yapmalarından kaynaklanıyor,yani bir sistem içinde performans gösteriyorlar. Performansa dayalı bir ölçüm yapıldığından sürekli olarak kendilerini bu performans ölçümüne göre motive ediyorlar.Milli takımda yer alacak oyuncuların milli duygularla ve ülkesi adına savaşarak mücadele etmesi yüreğini ortaya koyması da ancak ülkede buna dayalı bir eğitim sisteminden geçilmiş olması ile sağlanabilir.

Milli Takımın başarısızlığının altındaki asıl neden altyapıdaki sistemsizlik olup geçici elde edilen başarılar maalesef turnuvalarda sistemsizliğin tekrar su yüzüne çıkmasına ve istikrarsızlığa dolayısı ile başarısızlığa sebep oluyor. Şimdi yetenek avcılığı  bilgisayar arkasında ve istatistiklere bakılarak bayağı nam şöhret salmış scouting ekipleri tarafından yapılıyor, oyuncunun nasıl bir karaktere sahip olduğu,kişiliği, günlük yaşamı ,yetiştiği aile ortamı çok incelenmiyor çünkü bunlar izlenen videolarda veya istatistiklerde belirtilmiyor.Ülkemizde  yetenekleri keşfetmek üzere  futbol federasyonu bünyesinde oluşturulan izleme grubu antrenörlerinin sayısı kapsadıkları bölgeyi tarayacak bir imkana ve bütçeye sahip değil. Neredeyse asgari ücret verilen bir antrenör size nasıl yetenek keşfetsin nasıl kısıtlı bütçelerle bölgedeki gençlerin potansiyelini tarasın, bu mümkün değil ve neredeyse imkansız. Halbuki milyarlarca TL bütçeye sahip TFF çok rahatlıkla bu imkanları sağlayabilecek güce sahip ama odaklandıkları konu  bu değil.

Birinci ve ikinci ligde dar kapsamlı Teknik direktör havuzumuzda yabancı dil bilen, yurtdışında eğitimlere giderek kendisini geliştirmiş futbol adamı sayımız herhalde çok değil. Bilimsel eğitim almış yani spor akademilerinden yetişmiş Teknik direktör sayımızda öyle. Bizdeki önemli bir saplantı ancak eski meşhur futbolculardan başarılı Teknik direktör olabileceği varsayımı. Eski meşhur futbolcunun aktif futbol oynamak ile bir takımı yönetmek gibi arada büyük fark olan ağır bir sorumluluğun altına girip giremeyebileceği veya kendisini bu alanda nasıl yetiştirdiği sorgulanmıyor. Kapalı bir network içinde hep aynı kısır döngü içinde dönüp duran bir anlayışımız var. Futboldan anlamayan ve takımların bütçelerini har vurup harman savuran yöneticilerin kulüp bazında elde edilen başarısızlıklarda hiç bir yükümlülüğü yok. 8 ay içerisinde 6 teknik direktör değiştiren bir takımda istikrar ve uzun dönemli bir planlama yapmanız mümkün mü? Bu kadar kısa sürede hiç bir Teknik direktörün altyapıya vakit ayırıp oradan yetenek keşfetmesi ve takıma kazandırması mümkün değil. Dolayısı ile bu hocaların milli takıma yerli futbolcu yetiştirmesi de hiç kolay değil. Koyulan hedefler ve vizyon hep kısa süreli. Mesela Hikmet Karaman veya Yılmaz Vural hocamıza gel bu takım 5 yıl sana emanet 5 yıl sonra bizi şampiyon yap ve en az 2 tane yurtdışına ihraç edeceğimiz milli takım seviyesinde ülkesine katkıda bulunabilecek yıldız futbolcu yetiştir diyen bir takım olabilir mi, sizce bu mümkün mü? Bence bu iki değerli teknik adam bu hedefleri yakalamak için gerekli donanıma tecrübeye sahipler ama böyle bir teklif sunacak vizyona sahip yöneticilerin olmaması asıl sorun herhalde. Hep kısa dönemli başarıların beklendiği bir ülkede milli takıma futbolcu çok zor yetiştirilir ve asıl acı veren şey santraforsuz oynamak zorunda kalmamızdır.

Futbol hepimizin  çok ilgi duyduğu Türk halkının çok sevdiği bir spor ve ne yazık ki yapısal sorunları çözülemeyen Türk futbolu son dönemlerin en geleceği parlak takımıyla sıfır puan çekerek FİFA 2026 ya veda etti. Türk halkı çok üzüldü ve sahada yüreğini ortaya koyup savaşmayan bir takım gördüğü için kahroldu.

Uzaktan izlediğimiz kadarıyla takımın yönetiminde, dizilişinde, kamp döneminde bir dizi sorunların olduğu çok açık ve net olarak belli olduğu halde medyanın habercilik açısından da bir sessizliği veya haber yapamama fiyaskosu söz konusu. Bizim gazeteciler genelde bazı bilgilere vakıf oldukları halde susmayı tercih ederler ve televizyonlarda izlediğim kadarı ile en iyi analizleri sadece bir kaç spor yazarının yapmış olduğunu görmek bir o kadar üzücü.  Kampı izleyen , takımla iç içe olan gazeteciler neyi gözlemler neyi haber yapmaları gerektiğini sanki unutmuş gibilerdi. Sürekli verilen mesaj antrenmanda oyun oynayan oyuncuların çok neşeli olduğuydu. Bu kadar neşeli idilerse Avustralya ve Paraguay maçındaki ruhsal çöküntüyü nasıl yaşadılar?…

Türk halkı bu bilgilerden ne yazık ki mahrum kaldı futbolcular ve teknik kadro takımda neyin doğru gitmediğini söyleme cesarettini gösteremedi. Mesela birkaç tane Türk halkını aydınlatacak açıklamalar ne olabilirdi diye düşünelim.

  • Üzerimizde oluşan baskıyı kaldıramadık…
  • Kapanan defansı topu yavaş çevirdiğimiz için açamadık….
  • Kanatlardan çizgiye inip orta yapamadık…
  • Kalabalığın olduğu altıpas içine çok sert serseri şutlar çekip bilardo etkisi yaratamadık….
  • İlk maçtaki kötü sonuçtan dolayı oluşan ruhsal çöküntü  bizi aşırı strese soktu kaslarımız kilitlendi ve performansımız olması gerekenin altına düştü bunu yönetemedik….
  • Attığımız şutlarda şu nedenden dolayı kaleyi tutturamadık…
  • Antrenman yaptığımız yer ile maçları oynadığımız bölge arasındaki iklim farkından dolayı oluşan fiziksel uyumu sağlayamadık…
  • Uzun süren bıktırıcı analiz toplantılarına rağmen rakipleri iyi analiz edemedik(Kerem  basın toplantısında üstü kapalı olarak ima etmeye çalıştı!!)
  • Kalecimiz 50 metreden gelen ve şut çekeceği belli olan futbolcunun hangi köşeye şut çekebileceğini sezemedi…halbuki kalede sğa veya sola atılan bir fazla adımla bu toplar çıkartılabiirdi ama kimse bunu tartışmadı bile….

Mental konusunda ise Mili Takımımızın bir psikolog danışmanı var mıydı bilmiyorum ama olmadığı anlaşılıyor. Hollanda Milli takımında futbolcuların takma adı Papaz olan Gakpo tarafından düzenlenen dua seanslarına katılmaları bile aslında bir mental çalışma niteliği taşır. Bizimkilerin sosyal medyada paylaştıkları abuk sabuk ve hiçbir anlamı faydası olmayan dans gibi içeriklerin verdiği mesaj aslında bir boşluğu doldurmaya çalıştıkları izlenimi veriyor. Eğlenmeninde bir vakti ve zamanı vardır. Arjantini dünya şampiyonu yapan efsane teknik direktör Menotti bir belgeselde futbolcuların formalarını kilisede kutsattığını ve her hafta futbolcuları kilisede ayine götürerek şampiyon olacaklarına mental olarak inandırdığını anlatmıştı. Ülkemizde ise milli takım üzerinde Federasyon Başkanından başlayan bir şekilde büyük hedefler koyarak takım bu baskı atında mental olarak ezildi. Halbukiilk hedef gruptan çıkmak olmalıydı.!!

Orada takımı takip etmeye giden az sayıdaki spor yazarları neyi takip ettiler insan anlamakta zorluk çekiyor.  Sokakta halk ile yapılan veya maça giden taraftarlarla yapılan  tek bir röportaj görmedik. Milli takım izole edilerek oyuncuların üzerlerindeki baskı daha da arttırıldı ve iyi oynaması gereken oyuncular bile kapasitelerinin altında bir performans sergilediler.-Taraftarların forma imzalatacağı bir organizasyon yapılsa ne güzel olurdu mesela. Saatlerce otel kapısında bekleyen taraftarlardam futbolcuların duydukları utanç yüzünden kaçarcasına uzaklaşmalarıda bir mental baskıyı gösteriyordu ev hiç hoş değildi.

Federasyon olarak ülkemizin önde gelen kulüplerinin Başkanları , Teknik Direktörleri, Eski başarılara imza atmış futbolcularımız Milli takıma moral destek vermek için götürülebilirdi. Bizim futbolcularımızın böyle motivasyon içeren ilişkilere karşı çok duyarlı oldukları bilinen bir gerçektir. Onlarda insan bir robot değil. Doğru yönetilern duygular aslında enerjiyi körükleyip performansı %100 e yakın bir seviyeye taşıyor.

Türk futbolcuların en zayıf tarafı konsantrasyon ve oyun disiplinini çok çabuk bozmaları. Maçlardan önce bol bol reklam filmlerinde boy göstermek veya çok övülmek belli ki oyuncuların en zayıf tarafı olan konsantrasyonu bayağı etkiledi. Takım içindeki arkadaşlığın ve ülkeyi temsil etme onuruna nail olmuş oyuncuların birbirlerine destek olma ,  yüreğini ortaya koyma,  takım için savaşma duygusu birkaç oyuncu haricinde ne yazık ki çok zayıftı. Buda takım içinde gruplaşmaların olabileceği ihtimalini öne çıkartıyor.

Özet olarak Federasyon, Teknik Kadro ve Futbolcular olarak tüm paydaşların sınıfta kaldığını söyleyebiliriz. Özellikle bu akşam haberlerde Federasyon Başkanının “bu futbolcullar maçmı sattı” güzellemeside ülkemizin ayrı bir travması. Kimse öyle bir şey ima etmemiştir ortada bir başarısızlık ve ülkeye beyan edilmiş bir dünya kupasını kazanma beklentisinin fiyasko ile sonuçlanması söz konusu ve eleştiriler saygı kurallarını aşmadığı sürece kabul edilmelidir……

Takımla biraz doğru oynayınca ve futbolcuların üzerinden baskı kalkınca ABD’yi kendi evinde yine bu çocuklar yendi ve ilk iki maçın öncesindeki başarısızlığın yukarıda saydığımız nedenleri teyit edilmiş oldu. Aslında bu potansiyel doğru yönetilemedi. Maçtan sonra futbolcuların verdikleri röportajda eleştirileri haklı buldukları ve herkesin özeleştiri yapması gerektiğ gibi ince mesajlarda ilk iki maçta birşeylerin doğru gitmediğine işaret eder gibiydi. Velhasılı çok yazık oldu.

En çok sevindiğim şey ABD’de yaşayan Türklerin bir gün sonra tüm çevrelerinde ABD’yi yenmiş olmanın haklı gururu ile başlarını dik tutma onuruna sahip olmalarıdır.

Sayın Montela’nın basın toplantısında ben Psikolog değilim demesi de zaten Mental Mentor eksikliğini teyit eder nitelikteydi. Türk Milli takımı mental olarak yönetilemediği için 24 yıl sonra katıldığı bu dünya kupasından elendi ABD maçıda bunun teyidi oldu. Bu başarısızlığa sebep olanlar bunun hesabını vermelidir ki aynı hataya bir daha düşmeyelim.

Bir Cevap Yazın

Required fields are marked *.