Selahattin Esim

Selahattin Esim

İncasiye Mardin Yöresinin Osmanlı Sarayına girmiş şifalı yemeği

| 2 Comments

Ne yazıkki mutfağımızın güzellikleri hakkında internette doğru tariflere ulaşmak mümkün olmuyor. Rahmetli dedemin en çok sevdiği yemeklerden birisi olan incasiye hakkında internette bir araştırma yapınca bu basit fakat bir okadar değişik lezzette yemek hakkında doğru dürüst bir tarif bulamadım. Kültürel zenginliklerimizden birçoğuna sahip çıkmadığımız gibi Osmanlı Sarayına kadar girmiş bu basit,şifa sunan ve lezzet olarak muhteşem yemek hakkında tarif bulmamak beni şaşırtmadı.

Bu yemeği menüsüne alan bir tek lokanta olması ise inanılmaz üzücü. Erik ve kuzu eti lezzet olarak insanda ters bir algı oluşturuyor ve şaşırtıyor. Alman mutfağının şeftalili tavuk yemeği bize çok tuhaf gelebilir. İtalyan ve Fransız mutfağında portakallı ördek yemekleri gibi meyveli yemeklerin sayısı bir hayli fazladır. Osmanlı Sarayında  ise erikli ve diğer meyveler kullanılarak yapılan yemeklerin bulunduğunu gurmeler ve araştırmacı aşçı şefler dışında birçok kişi bilmez. Lokantalar ise bu değişik lezzetleri sunma zahmetine girmezler. Her yerde aynı menü, aynı yemek hepsi birbirinin kopyası gibidirler.
Boston Tufts Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından yürütülen bir çalışmada antioksidan kapasitesi açısından birinci sırada kuru erik yer aldı. ORAC (Oksijen Radikal emicilik Kapasitesi) adında bir laboratuar analizi kullanarak, araştırmacılar, kuru eriğin  yaban mersini ve üzüm gibi diğer yiyeceklerden  iki kat daha fazla antioksidan kapasiteye sahip olduğunu buldu. Antioksidanlar, sigara, çevre kirliliği ve UV radyasyonunun insan vücudu üzerinde yol açtığı hasardan hücreleri korumaya yardımcı bileşiklerdir Bu Mardin yemeğinin erken yaşlanmayı,cildin kırışmasını,kardovasküler hastalıkları ve kanseri engellediğini söylersem bilimsel olarak kanıtlanmış bir bulguyu sadece desteklemiş olurum. Şimdi gelin binlerce yıldır insanların kendi tecrübeleri ile şifa sunduğunu buldukları bu yemeğin neden Osmanlı Sarayına girdiğine siz karar verin.
Hatırladığım kadarı ile dedemlerin evinde bu tür yemekler maltızda odun ateşinde yavaş tıklama usulü ile pişerdi. Sabah erkenden çarşıdan alınan kuzu etleri eve gönderilir ve mutfakta hummalı bir çalışma başlardı. O mis gibi kokan sade yağda pişirilen yemeklerin kokusu her yere sarılırdı.
Artık unutulmaya yüz tutan bu güzel ve şifalı yemeklerin aslında kültürel bir hazine gibi korunması gerekir. Bu yemeği annemden aldığım tarif üzerine  bir lezzet hayranı olarak birde kendim yapıp denemeye çalıştım. İnternette bulamayacağınız bu tarifi aşağıda sizlere sunmaktan büyük keyif alıyorum.
Malzemeler (4 kisilik):
400 gr. Kuzu eti (kuzu kürek etinden daha lezzetli olur)
10 adet kuru kara erik 
1 adet soğan
2 kaşık sızma zeytinyagi
3 kaşık pekmez
3  bardak sıcak su(önceden kaynatılmış su kullanınız,sakın yemeğe soğuk su katmayın)
Yapilisi:
  1. Eti kuşbaşı şeklinde kesip kendi suyunda suyunu çekene kadar kavurun.
  2. Et kavrulduktan sonra  soğanı iri doğranmış şekilde üzerine atıp rengi pembeleşinceye kadar kavurmaya devam edin.
  3. Üzerine önceden kaynatılmış 3 bardak su koyup altını kısarak tıklama usulü haşlamaya bırakın.
  4. Yaklaşık bir saat sonra et suyunu çekmeden yumuşamaya başlayınca erikleri üzerine koyarak 10 dakika sonra eriklerin yeterince yumuşayıp yumuşamadığını kontrol edin.
  5. Altını kapatmadan  hemen önce 3 kasik pekmez, yarım sıkılmış limon suyu ve arzunuza göre tuzunu ekleyip karıştırıp dinlendirin
Bu değişik lezzetteki yemeğin yanında muhakkak güzel bir pilav hazırlayıp servis ediniz.

2 Comments

  1. Yılda 2-3 kez yaparız.Rahmetli annemden öğrenmiştik.Mükemmel bir lezzet.Her zaman kuru erik evde bulunur.yapılmaya hazır.

  2. Hakketen duyduk ama yemek nasip olmadı nebil bey. Bizim kurumda ayfer hanım var bu yemeği bir tek o biliyor…

Bir Cevap Yazın

Required fields are marked *.