Selahattin Esim

Selahattin Esim

Türkler hamamlarda neden suyun kaldırma kuvvetini bulamadılar?

| 1 Comment

Ülkemizin geldiği konumda teknoloji ihracatı yapamayacağına inanan veya bu konuda Türklerin yeteneksiz olduğunu ima eden sunumlar internette bol bol yayınlanmaya başladı. Türklerin hamamlarda neden suyun kaldırma kuvvetini bulamadığını sorarak Türklerin neredeyse utanmasalar zeka ve yetenek fakiri bir millet olduğunu sorgulayacak kadar ileriye giden hikmeti kendinden maruf yazarlarımız, aydınlarımız var.

Onlara buradan bu ülkenin yazılım ve bilişim ihracatını yani deyimi yerindeyse yüksek teknoloji ihracatını arttırmak için uluslararası sahada mücadele veren sektörün  gönüllü bir paydaşı olarak bazı sorular sormak istiyorum.

 

M.Ö. 200 lü yıllarda yaşamış Arşimed’e kadar zaman tünelinde geri dönüp örnek verilen sunumda Türklerin hamamlarda neden suyun kaldırma kuvvetini bulamadıkları sorularına karşılık bende aşağıdaki soruları sormak ihtiyacı hissediyorum:

  • Mimar Sinan’ın Belgrat ormanlarından suyu İstanbul şehrine nasıl getirdiğini, hangi matematikle bu projeyi başardığını neden sorgulamıyorsunuz?
  • Mimar Sinan’ın Süleymaniye camisinin temelinde depreme karşı granit küreleri nasıl kullandığını neden sormuyorsunuz?
  • Astronomi Alimi Ali Kuşçu’nun Süleymaniye Kütüphanesindeki astronomi ile ilgili kitaplarını okuyarak profesörlük ünvanı almış batılı alimlerden neden bahsetmiyorsunuz?  Bu alimler o kitaplardan ne öğrendilerde profesörlük ünvanını aldılar hiç araştırdınızmı?
  • Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde Sina çölünü nasıl geçtiğini araştıran ABD’li kurmayların karşılaştıkları muhteşem lojistik sistemi dünyanın her yerinde operasyon yapma gücüne sahip ABD ordusunun lojistik sistemine uyarladıklarını biliyormusunuz?
  • Katip Çelebi’nin adına Şikago Üniversitesinde bir kürsü olduğunu ve İslam dünyasının en değerli eserlerini içeren 15.000 kitabı ve 10.000 müellifi (yazar) alfabetik dizin sistemine göre tanıtan Keşf ez-zunûn ‘an esâmî el-kutub ve-l-fünûn adlı eserinin halen nasıl yazıldığını bilimsel olarak tarif etmek için araştırma yaptıklarını biliyormusunuz?

Bu soruları dahada genişletmemiz mümkün ama bu kadar yeterli herhalde diye düşünüyorum. Gelelim yaşadığımız döneme. Türkiye’nin teknoloji ihracatının artmayacağını söylemek tamamen bir algı yanlışlığıdır. Bugün dünyanın birçok büyük firmasına yüksek teknoloji ürünleri üreten Türk firmalarının olduğunu söylememiz gerekiyor. Yazılım konusunda ise inanılmaz bir seviyeye doğru ilerleyen bir sektörden bahsedebilirim. Bilişim sektörü olarak büyük projeleri yönetecek , alt yapılarını kuracak tecrübeye sahibiz. Henüz istediğimiz yerde değiliz ama en azından o hedeflere varmak için çalışıyoruz. Son olarak bugüne kadar gördüğüm en yüksek teknolojileri içeren havalimanı olan Katar’daki Doha havalimanını bir Türk firmasının inşa etmiş olmasından ayrı bir zevk ve gurur duyuyorum.

Ülkemizin ideallerini veya hayallerini karartmaya gerek yok. Önce kendimize inanmamız lazım. Bu millet geçmişten bugüne birçok konuda başarılı olmuştur ve ileri ki dönemde görevi devralacak nesil kim ne derse desin çok iyi yetişmiş bir nesil olacaktır. Bugün acımasızca eleştirdiğimiz eğitim sistemimizden burslu olarak MIT, Harvard, YALE’de okuyan öğrencilerin çıkması bir yetenek ve zeka gerektiren sonuç değil midir? Bizler geçmişte zamanımızdaki imkanların onda birine sahip olmadığımız devlet liselerinden mezun olup yurt dışında yüksek öğrenim görürken nasıl başarılı olduk? Bunun bir yetenek ve zeka sorunu değil sistem sorunu olması gerekir. Sistemle ilgili sorunları da birlikte mücadele ederek , önerilerimizin arkasında takipçi olarak aşacağız. PISA ile ilgili gençlerimizin düşük not alması onların zekası ve yeteneği ile ilgili değil alışmadıkları bir sınav sistemi ile karşı karşıya kalmalarından kaynaklanmaktadır. Biz çok seçenekli cevaplardan doğru cevabı bulmak üzere bir sınav sistemi kurgulamışız. Bu sistemde yetişmiş çocuklarımızın birdenbire ucu açık sorular karşısında bocalamaları ve düşük puanlar almaları kaçınılmazdır. Bizim içinde 3 tane yanıltıcı soru olan sınav sisteminin ne kadar doğru olduğunu sorgulamamız gerekir. Araştıran, okuduğunu anlayan bir nesil yetiştirmek zorundayız buna da katılabilirim.

Dünya’nın bir numaralı bilim adamı ilan edilen Sir Isaac Newton’un ise gizli ilimlerle uğraştığı ve İncil’in gizli şifreleri üzerinde inanılmaz bir çalışma yaptığı her nedense hep gölgede kalmıştır.Yer çekimi kütle kanunu ve ışığın yapısını bulan Newton’un, teolojiyle, fizikten çok daha fazla ilgilenen dindar bir Hristiyan olduğunu çoğu kişi bilmez. İsrail Ulusal Kütüphanesi, Newton’un el yazısıyla kaleme alınmış yaklaşık 7 bin 500 sayfadan oluşan teolojik metinlerini internete aktardı. Bir haberde İsrail Ulusal Kütüphanesi kolleksiyon yöneticisi Milka Levy-Rubin, Newton’un, teolojiyle, fizikten çok daha fazla ilgilenen dindar bir Hristiyan olduğunu belirterek,“Bugün, bilim ve inancı ayırma eğilimindeyiz, ancak Newton’a göre hepsi aynı dünyanın parçalarıydı. Kutsal metinlerin dikkatli incelenmesinin, bir tür bilim olduğuna, doğru analiz edilirlerse neyle karşılaşılacağı hakkında önceden haber verebileceklerine inanıyordu” dedi. Meraklıları araştırıp detaylarını öğrenebilirler.

Son olarak ABD’ye götürdüğümüz yazılım heyetinden önce bize Amerika’ya gitmeyin oraya bizim teknoloji satmamız mümkün değil denmesine rağmen özellikle özgüvenimizi kazanmak için bu ülkeye heyet düzenledik ve sonucu herkesin beklediğinin tam tersi yönde oldu. Birçok firma bu ülkeye yazılım satmanın zor olduğunu düşünerek heyete katılmak konusunda tereddüt yaşadı ve çok ısrar etmemize rağmen heyete katılmaya karar veremedi. Bu tarihimizdeki ABD’ye düzenlenen ilk Yazılım İhracat Heyetinde firmalarımız 150 milyon dolarlık iş bağlantısı yaptılar ve dört firmamız bu ülkede ofis açmak için karar verip çalışmalara başladılar. Biz onların önünü açıp özgüvenlerini kazanmalarına yardımcı olduk geriye kalan tarafını onlar başaracaklardır, buna inancım tamdır.

Aynı şeyi Almanya heyetimiz içinde söylemek mümkün. Dünyanın en zor pazarına kasım 2014 tarihinde düzenlediğimiz Yazılım İhracat Heyeti sonrasında üç firmamız Mercedes, SAP ve Fraunhofer Enstitüsü ile anlaşma imzaladılar. Şimdi bu işleri başaran Yazılım Sektörünün elde etmiş olduğu tecrübe ve kazançlar kim ne derse desin son on yılda ivme kazanmıştır. Şu anda devletimiz ve özellikle Ekonomi Bakanlığımız hiç olmadığı kadar özel sektörün arkasında durup teknoloji ihracatı için destekleri arttırmaya çalışmaktadır. Ben buradan kendilerine sektör adına teşekkürü bir borç bilirim.

Ben ülkemizin teknoloji ihracatının 2023 yılına kadar 15 milyara kolaylıkla ulaşacağını düşünüyorum ve bunun hayalini kuruyorum, bu sektörün zorlukları ile savaşarak ortaya inanılmaz ürünler çıkartan firmalarımızla gurur duyuyorum.

Müsaadenizle bir kıssa ile yazıma son vermek istiyorum:

Nemrud İbrahim peygamber’in ateşte yakılması emrini verdikten sonra meydan yere odunlardan büyük bir yığın yapılmış. Odunları tutuşturmuşlar sonra. Alevler o kadar yükselmiş ki bulutların tutuşacağını sanmış çocuklar. Korkmuş kaçmış bütün hayvanlar.

İbrahim peygamber’i mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış askerler. Atacaklarmış ki Nemrud’un bir kral oldugunu anlasın, görsün; bir daha ona karşı gelmesin İbrahim peygamber.

Bu sırada bir karınca ağzında bir damla su ile koşa koşa gidiyormuş. Hem de boyu göklere varan cehennemi ateşe doğru. Başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş hemen yanına yanaşıp:

Bu acelen niye? Nereye böyle?” diye sormuş.
Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp:
Duymadın mı” demiş. 
Nemrud, İbrahim peygamber’i ateşte yakacakmış. İşte ateşin olduğu yere su götürüyorum.

Bu sözleri duyan karınca kendini tutamayarak ulu orta kahkahalarla gülmeye başlamış.

Sen şu ateşe dönüp hiç bakmadınmı?” diye sormuş. “Ne kadar büyük. Senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?”
Su taşıyan karınca, “olsun” demiş. “HİÇ OLMAZSA HANGİ TARAFTAN OLDUĞUM ANLAŞILIR!!!

 

One Comment

  1. Sevgili Selahattin bey,
    Gönlünüze ve ömrünüze bereket.
    Yapacak çok işimiz var.
    1000 sene önce suyun enerji taşıdığını, canlı olduğunu bilen ecdadımız şifa tasları, okunmuş su gibi uygulamlarala hayatlarına taşımışlar. Ancak ilmen altını doldurmakta zaafiyete uğraşınca Japon Bilim Adamı Masaru Emoto bunu tamamlamış ve bilimsel olarak ortaya koymuş. Burada şunu düşünüyor insan, bilmek ne zaman değerlidir? Sigara kötüdür diyoruz hala sigara içiyoruz değil mi? Hayata aktarılmayan, hayatta karşılığını bulmayan, insanı ruhu mutlu eylemeyen bilginin yükten başka, zarardan başka faydası varmıdır? Dolayısıyla ecdadımızı rahmetle anıyor, onlar yapabileceklerini yaptılar, biz ne yapıyoruz? Konuşuyor muyuz, iş ve başarımı üretiyoruz acaba? HOşça bakınız zatınıza…İkitelli tarafına gelirseniz Adell Ab-ı Hayat Su Müzesimizi ziyarete davet ediyorum. Mutlu oluruz.

Bir Cevap Yazın

Required fields are marked *.