Selahattin Esim

Selahattin Esim

Türk Milli Takımı nasıl başarılı olur ve öz kaynak düzeni nasıl olmalıdır? Bölüm 2

| 0 comments

Bu bölümde dünyada ekol olmuş bazı ülkelerin başarılarını veya başarısızlıklar olduğu dönemde neleri sorguladıklarını ve spor akademilerindeki bilimsel çalışmaları kullanarak nasıl çıkış yolu aradıklarını tespit ettiğim bulgularla anlatmaya çalışacağım.

Önemli bir futbol ülkesi olan Hollanda’da tüm gençler 5-6 yaşından itibaren futbol federasyonunun belirlediği sisteme göre antrene ediliyor. Ülkenin taktiksel ekolü 5 yaşından itibaren çocuklara öğretiliyor. 17 milyonluk ülkede 1.2 milyon futbolcu var (bizdekinin 2,4 katı!!)ve 10-11 yaşındaki gençlerin %45 i bir futbol kulübünde lisanslı oyuncu olarak altyapısı mükemmel sahalarda oynuyor. Buna rağmen 2016 yılında Avrupa kupasına ve 2018 yılında Rusya’daki dünya kupasına katılamamak ve büyük başarısızlık futbol federasyonu tarafından futbol eğitim sisteminin sorgulanmasına yol açtı.Hollanda’nın efsane futbolcusu Johan Cruijf sokakta yetişen  yetenekli futbolcuların yerine fiziki özellikleri öne çıkan futbolculara önem veren eğitim sistemini sürekli eleştirerek bu sistemden ülkeyi başarılara taşıyacak yeteneklerin yetişmeyeceğini vurgulamıştı. 2008 yılında bir gazetedeki yazısında Ajax’ın bir yılda 8 tane 30 yaş ve üstü futbolcu transfer etmesini eleştirerek altyapıdan oyuncu gelmediğini vurgulamıştı. Bunu Türkiye deki kulüplere uyarlarsak aynı vahim durumun olduğunu görebiliriz.

AZ ve Ajax gibi öz kaynak düzenleri(Efsane altyapı hocası Serpil Hamdi Tüzün’ün deyimi ile altyapının asıl Türkçe dilindeki karşılığı) dünyaca tanınan futbol takımları öz kaynak düzeni sistemlerinde değişikliğe giderek eğitimlerini yeteneklerin keşfine göre uyarladılar. Burada yapılan radikal değişikliklerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

  • Genç yeteneklerin antrenmanlarda tüm hazırlıkları yani top şişirmeden, topların sahaya taşınması, soyunma odalarının temizlenmesi , formalarının yıkanması gibi bir çok sorumluluklar yüklenerek kişisel disiplin ve karakterlerinin gelişmesinin hedeflenmesi
  • Ara sıra sokak futboluna uygun sert zeminlerde, çim sahalarda çorapla ayakkabısız maç yaptırarak değişik ortamlara uyum sağlamaları ve top kontrolünün gelişmesi
  • Maç içinde pozisyon almayı öğrenmeleri ve taktiksel becerilerin geliştririlmesi için futbol federasyonu tarafından dar alanlarda örnek olarak  5 e 2, 3e 2 antrenmanlarının yapılmasının sağlanması ve tüm antrenörlerin bu eğitimden geçmesi. Pas verdikten sonra hemen akabinde boş poziyon almak yani pas verilebilecek alanı oluşturma yeteneğinin geliştirilmesi ana hedeflerden biridir.
  •  https://rinus.knvb.nl/overview/trainings  web sayfasından antrenmanlarda defans, hücuma yönelik pozisyon alma antrenman şablonları herkesin ulaşabileceği bir ortamda sunulmuştur.
  • Sadece yeteneğin  başarılı olmak için yeterli olmadığını şöhret kapıya dayandığı zaman havada uçuşan transfer rakamlarının büyüsüne kapılarak öz disiplinlerinden kopmamalarını ayakları yere basarak üst düzeyde performans göstermelerini sağlayacak mental eğitimlerin verilmesi.
  •  Ajax’ın yetenek keşfederken uyguladığı ana prensip çok basittir ve genç yeteneklerde zeka,yetenek ve karakterin birlikte olması halinde üst düzey futbolcu olabilecekleri üzerine kurulmuştur. Yatılı okulda dişlerini fırçalamayan, yatağını toplamayan, ayakkabılarını temiz tutmayan futbolcular ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar öz kaynak düzeninden gönderilirler. Dünyanın dört bir yanından scout ekiplerince yerinde izlenerek bulunan yetenekli futbolcular 2 haftalık bir eğitim ve seçme programına davet edilerek bu özelliklere sahip olup olmadıkalrı çok yakından gözlemlenir ve başarısız olanlara 2 hafta sonra teşekkür edilerek gönderilir. 1982 den itibaren ardarda 1650 maçın her birinde öz kaynak düzeninden çıkan en az bir oyuncunun Ajax 11’inde yer alması tesadüf değildir.

Euro 2020 de gruptan 3 galibiyetle çıkan Hollanda Çekya önünde kötü bir futbol sergileyerek 2-0 yenilip çeyrek final şansını yitirince futbol federasyonu teknik direktörün performansını hemen sorgulayarak işine son verdi. Sözleşmeye koyulan çeyrek finale çıkılmaması halinde performans ölçümü değerlendirmesi yapılacağı belirlendiği için buna karar vermeleri zor değildi ve hiç bir tazminat söz konusu olmadı. Geçmişi ne olursa olsun performans gösteremeyen elendiği için bu acımasız sistem halen dünyanın tüm büyük kulüplerinde oynayan Hollandalı futbolcuların olmasını sağlıyor. Biz bu performans ölçümü değerlendirmesini bir türlü yapamadığımız için yapan ülke ile yaptığımız grubun kaderini belirleyecek maçı 6-1 kaybettik diyebilirmiyiz?

Öz kaynak düzenine inanılmaz derecede önem veren bir diğer ülke olan Fransa’da ise değişik bir uygulamaya gidilerek kulüplerde keşfedilen 11 yaşındaki yetenekler futbol federasyonu  tarafından 9 bölgede oluşturulan 14 futbol akademisinde 3 yıllık bir eğitime tabi tutularak yetenekleri ve kişisel gelişimleri Fransa’nın başarılı olması için parlatılıyor. 1988 yılında Romanya’nın efsane teknik direktörü Stephan Kovacs (Rinus Michels’ten sonra Ajax’ın 71-73 yılları arasında 2 kez Şampiyonlar Kupasını almasını sağlayan Rumen Teknik direktör) tarafından öz kaynak düzeni  kurulan bu sistem sayesinde Fransa tam on yıl sonra 1998 dünya kupasını alırken  ve 2000 yılında Avrupa Şampiyonu olurken Thiery Henry, Nicolas Anelka gibi olağanüstü forvetlerin bu akademiden yetişmiş olması tesadüf değildi.

Bu akademilerin içinde en tanınmış olanı Paris’e 50 km mesafede olan Clairefontaine Futbol Akademisidir. Bu akademiye seçilmek gençler için büyük bir onur olup her yıl 23 genç futbolcu tüm masrafları Fransa Futbol Federasyonu tarafından karşılanmak üzere bu akademiye kabul edilir. Tüm haftayı akademide geçiren gençler hafta sonlarında kendi kulüplerine gönderilerek maçlarda yer almaları ve aileleriyle vakit geçirmeleri sağlanır. Burada etik değerler, vatanseverlik duygusu, mental eğitim, taktiksel beceri ve Fransa’nın milli ekolü çocuklara çok disiplinli bir ortamda öğretilir.

Türkiye’de yapılan en büyük hata herhalde yeteneklerin yetişmesi işinin kulüplerin insiyatifine bırakılmış olmasıdır. Kulüpler genellikle futbolun içinden gelmemiş yöneticiler tarafından yönetildiklerinden ve öz kaynak düzenine  bütçe ayrılmadığından çok kısıtlı imkanlarla yetenekli oyuncuların yetişeceği bir sistem kurulamamaktadır. Yurtdışından yapılan transferlere harcanan yüksek rakamların yüzde biri kadar bir bütçe harcanmadan yeteneklerin yetişmesi mümkün değildir. Yöneticiler kısa dönemli onlara aslında bir şey kazandırmayan projelere milyonlarca dolar harcarken kulubün geleceğine yatırım yapmamaları çok manidardır.

Ülkemizde bilimsel çalışma yapacak çok değerli genç antrenörler olmasına rağmen liglerde sürekli olarak dar kapsamlı bir antrenör havuzu kulüpler arası yer değiştirerek aşağıdan gelecek antrenörlere şans tanımamaktadır. Pro lisans eğitimlerinin ücretleri bir çok spor akademisinden yetişmiş antrenör adayı tarafından karşılanamayacak kadar yüksek olduğundan bu lisansı alıp mevcut havuza girmek çok zordur. Her şeye kredi veren finans sistemi bu ülkenin gençlerini yetiştirecek yeteneğe sahip ama finansal gücü olmayan antrenör adaylarının Pro-Lisans eğitimini finans etme imkanına sahiptir. Gerçi bu sorun gelişmiş ülkelerde de mevcut olup çoğunlukla eski futbolculardan oluşan dar kapsamlı bir Teknik direktörler havuzuna aşağıdan yetişerek girmek bir hayli çaba ve başarı elde etmeyi gerektirir.

Futbol kulüplerimize mesela Hollanda’da lisansı olan ama halen öz kaynak düzeninde veya alt liglerde  çalışan yetenekli hocaları bulup hiç korkmadan takımlarını teslim etmelerini önerebilirim. Hem maliyeti düşük olacaktır ve hem de güncel bilimsel çalışmalarla kendini yetiştirmiş bu genç hocalar kendini ispat etme motivasyonuyla kulüplere büyük katkı sağlayacaklardır. Burada ciddi çalışmalarını takip ettiğim geleceğin büyük hocaları olma potansiyeline sahip isimler  olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Aynı futbolcu gibi hocalarında erken keşfedilmesi önemlidir.

Ülkemizde yetenek keşfinin ilk okul düzeyinde başlaması gerekmektedir. Türk basketbol ve voleybolu bu sayede dünya çapında bir yer edinmiştir. Okullarda basketbol ve voleybol oynanabilecek spor salonlarının olması bu işi kolaylaştırmaktadır. İlkokul düzeyinde beden eğitimi hocalarının çocuklara futbol oynatabilecekleri bir altyapı olmayışı ve hocaların derslere girmemeleri yetenek keşfini zorlaştırmaktadır. Beden eğitimi derslerinde okul bahçesinde jimnastik yapılması (bazı okulların İstanbul’da dahi spor salonları yok!!) veya bu derslerde matematik derslerine ağırlık verilmesi genellikle yapılan vahim yanlışlardan birisidir. Gençlerin spor yapma yerine yarış atı gibi yapılacak seçme sınavlarına hazırlanması da veliler tarafından tercih edilendir.

Fransız Futbol Federasyonunun kurmuş olduğu akademi eğitim sistemi yıldız olacak futbolcuları keşfederek onların güçlü yanlarını parlatmak ve zayıf yönlerini geliştirmek üzerine kurulu bir felsefeye sahiptir. Tüm antrenörler bu görüşe göre eğitilirler ve sonunda Fransa Milli takımının başarısının öz kaynak düzeni kurulmuş olur. Milli takım seviyesine gelen bir futbolcu ne oynayacağını ve sistemin ne olduğunu bilir. Tabii her dönemde başarılı olmak bir çok faktöre bağlı olduğundan dönemsel olarak talihsizliklerde yaşanabilir. Clairefontaine  Akademisinden yetişen  Mbappe’nin İsviçre maçında Fransa’nın çeyrek finale çıkamamasını sağlayan kaçırdığı penaltı böyle bir durumdur. Fakat bu durum futbolcunun değerinde bir düşüş sağlamaz.

Futbolcular aynı sisteme göre teknik olarak zeki, hızlı, fizik olarak kuvvetli ve top tekniği olarak mükemmel olmalıdırlar. Bu akademiye seçilecek oyuncular adil bir seçme prosedüründen geçerek gerçekten yeteneği olanlar ancak bu imkana kavuşacak şekilde bir sistem kurgulanmıştır, burada bizim en büyük hastalığımız olan torpil işlemez. Bakıldığında Afrika dan göç eden ailelerin zor maddi imkanlar altında yaşayan çocuklarının bu akademiye seçilmesi onlar için büyük bir imkandır ve adil bir sistemin varlığına işaret etmektedir.

2018 yılında tekrar dünya kupasını alan Fransa’da bu akademilerden yetişen orta sahada Paul Pogba ve Kante ikilisi ve ileri uçta Mbappe gibi yetenekler onlara adil davranılması ve eşit şans verilmesinin bir  sonucu olarak Fransa’yı şampiyonluğa taşımışlardır. Kante’nin yaşam hikayesini herkes bildiği için nasıl yokluklar içinden çıkarak buralara geldiğini tekrar etmeyeceğim

Belçika Futbol Federasyonu bilimsel çalışma yapma konusunda bir çok ülkeden daha ileri bir konumda olup bu yüzyılın başında Leuven Üniversitesine yeteneklerin keşfedilmesindeki sorunların araştırılması istendiğinde ortaya çıkan sonuç şaşkınlık vericidir. Genellikle fizik olarak hızlı gelişen yetenekli futbolcuların scout ekipleri tarafından seçildiği ve fizik olarak daha geç gelişen yeteneklerin gözardı edilmesinden dolayı bu potansiyelin heba edildiği görülmüştür. Bu yüksek potansiyele sahip olan genç yeteneklere özel bir program uygulanarak biyolojik yaşları hesaba katılarak yapılan çalışma ile bir çok yetenekli oyuncu keşfedilerek Belçika futboluna kazandırılmıştır. Belçika milli takımının başarısı aynen Fransa’da olduğu gibi kurulan akademilerdeki disiplinli ve yeteneği  keşfetmeye yönelik bu çalışmalar ile sağlanmıştır. Belçika bunu yaparken yanı başındaki Hollanda’nın sisteminden feyz alıp kendi ülkesine uyarlamıştır.

Hollanda’da Vrije Universiteit’ te bir araştırma yapan David Mann adlı Avustralyalı bilim adamının elde ettiği sonuç çok çarpıcıdır. Hollanda 1. Liginde oynayan futbolcuların %31’ i Ocak-Mart aylarında doğan, %27’si Nisan-Haziran ayında doğan, %24’ü Temmuz-Eylül aylarında doğan ve %18’i Ekim-Aralık ayında doğdukları araştırmada görülmüştür. Aynı yılda doğan 2 çocuktan Ocak-Mart ayında doğan  Ekim-Aralık aylarında doğan çocuklardan fizik olarak daha gelişmiş olduğu için scout ekipleri tarafından daha çabuk seçilmekte oldukları ortaya çıkmış olup yetenek keşfederken bunun da hesaba katılması gerektiği bilimsel olarak ta kanıtlanmıştır. Fakat son dönemlerde eski başarılarına dönmek isteyen Hollanda’da bu raporun hakketiği ilgiyi görememesi belkide başarısızlıkların nedenlerinden birisi olabilir.

Almanya Milli takımı 2000 li yıllarda kupalarda başarısız olunca bunun sebepleri araştırılır ve aynen Hollanda’da olduğu gibi sorunun nerede olduğuna bakılır. Bazen ülkenin kaderini değiştirecek atılımlar ve inovasyon hiç umulmadık kişilerden gelebilir, önemli olan bu atılımlara saygı duyulması ve sahip çıkılmasıdır.

Mainz Belediye Başkanının oğlu Christian Haidel Mainz kulübüne teknik direktör aranırken bu göreve talip olur. Haidel’ın  futbol konusunda değişik fikirleri vardır ve Almanya’nın futbol sistemini değiştirecek çok önemli adımları atmak futbolun tamamen dışından gelmiş bu kişiye nasip olmuştur. Haidel’e göre teknik direktör için futbol zekası, karizma ,sosyal iletişim çok önemlidir. Tecrübe ise en önemsiz olandır. Öz kaynak düzeninde çalışan genç bir antrenörün 1. Ligde 300 maç oynamış ve yardımcı antrenörlük eğitimi almış bir futbolcudan bazen daha tecrübeli olacağına inanmaktadır. Asıl görevi bir bayide araba satışı olan Haidel göreve gelince  2. Ligde alt sıralarda olan Mainz’e teknik direktör olarak libero posizyonunu ortadan kaldıran genç antrenör Wolfgang Frank’ı takımın başına getirir. Keizer Franz Beckenbauer’in libero pozisyonunu yani defansın arkasındaki sigorta pozisyonunu kaldıran bu teknik adama deli gözüyle bakılır. Mainz ilk devrede alt sıralardadır fakat ikinci yarıda inanılmaz bir çıkış yakalar ve  sezonu birinci bitirir. Frank bu başarıdan sonra bir sonraki sezon gelen teklifleri kabul edip takımdan ayrılınca Haidel’in Alman futbolunun kaderini değiştirecek ikinci stratejik hamlesi devreye girer. Takımın taktik yönden en zeki futbolcusunu Teknik Direktör olarak atar. O dönemler pro lisans ihtiyacı yoktur ve bu zeki futbolcu sonra efsane bir teknik direktör olacak Jürgen Klopp’tan başkası değildir. Bu hamlelerden sonra başarı gelince genç ve deneyimsiz antrenörlerin önü açıldı ve Almanya 2014 yılında dünya şampiyonu oldu. Finalde Arjantine karşı kupayı getiren golü atan Mario Götze Jürgen Klopp un sisteminden yetişmiş bir futbolcuydu ve Klopp’un futbolcuların pas tekniğini geliştirmek için satın aldığı futbonaut pas geliştirme makinesinde saatlerce çalışarak kendini düşünmeden yani vakit kaybetmeden topa hamle yapacak kadar üst düzeyde geliştirmişti.

Portekizde son dönemlerde başarılı teknik direktörlerin yetişmesi bir tesadüf değil. Porto Üniversitesi Spor Akademisinde Prof. Julio Gargana futbol dünyasında yüksek performansa dayalı akıllı futbol antrenmanları konusunda uzmanlaşmış bir akademisyen . Gargana ya göre  yüksek düzeyde top oynamak isteyen takımların hem savunma ve hemde hücumda alan savunması mentalitesini benimsemesi gerekiyor. Hollanda futbolunun dayandığı ve yavaş yavaş terkedilmeye başlayan  4-3-3 sisteminde olduğu gibi adam adama markaj sistemiyle oynamak futbolcuların esnek düşünme yeteneklerini taktiksel becerilerini köreltiyor ve Mourinho’nun FC Porto yu çalıştırdığı dönemde taktiksel sistemler konusunda Prof. Gargana ile yakın çalıştıklarını ülkemizde çok az kişi bilir. Prof. Gargana özellikle alan savunması, hızlı top kapma ve taktiğin futbolun içindeki zeka kullanımını arttırdığını belirtiyor. Aslında işin kökeninde bir matematik var. Bugün dünyanın en tanınan teknik direktörleri arasına giren Mourinho’da Lizbon teknik Ünivesitesi Spor Akademisini bitirerek beden eğitimi diploması almıştır.  Türkiye’de binlerce beden eğitimi hocası vardır ama bunların hiç birinin Mourinho gibi bir uluslararası kariyeri yapması düşünülmez bile. Çünkü teknik direktörlerin çoğunun eski futbolcu olması beklenir, bilimsel eğitime önem verilmez. Türkiye’de imkan verilerek başarılı olmuş örneklerini bulmanız çok zordur veya yoktur. Türkiye’de spor akademileri ile yakın çalışan, taktiksel sistemler üzerinde bilim adamlarına işin matematiği konusunda danışan bir tek teknik direktör gösterebilirmiyiz?

Geçenlerde büyük bir kulübümüzün başkanı öz kaynak düzeninin başına getirecek antrenör bulamadıklarını seçim sonraki konuşmasında vurgularken büyük bir potansiyel güce sahip spor akademilerinde eğitim almış beden eğitimi hocalarının farkında olmadığını gözlemledim, aslında bu çok üzücü bir durum. Belki bir çok Mourinho barındıran bir kaynak görmezden geliniyordu. Biz lisedeyken beden eğitimi hocamız tüm spor branşlarında olduğu gibi lise futbol takımını çalıştırıyordu ve inanılmaz bir potansiyeli vardı. Bu hocam şimdi nerede bilmiyorum ama inanılmaz başarılara imza atan Beşiktaş öz kaynak düzenini kuran efsane antrenör Serpil Hamdi Tüzün’le çalışmıştı onun zannedersem yardımcılığını yapmıştı. Adnan Dinçer hocamı burada saygı ile anıyorum, belki Portekiz de doğmuş olsaydı oda bir Jose Mourinho olabilirdi o kadar inanılmaz bir futbol aşkına ve taktiksel sistem becerisine sahipti ama profesyonel futbol oynamamış olması herhalde onunda kariyerini etkilemişti.

Yeni nesilde Serpil Hamdi Tüzün’ü çoğu kimse tanımaz ama altyapı yerine insanı ön plana çıkartan “Öz Kaynak Düzeni” onun tarafından kullanılmıştır. Bu güzel tanımı bende yazımda altyapı yerine kullanmaya özen gösterdim. Altyapı denince aslında akla elektrik,su borusu,kanalizasyon gibi mimari sistemler geliyor, öz kaynak ise insanla ilgili bir tanım. 1989 dan itibaren 3 yıl üst üste şampiyon olan Beşiktaş’ın kadrosunu öz kaynaktan bu önemli futbol adamı ve değerli ekibi yetiştirmiştir. Serpil Hoca’nın Ajax’ın en başarılı olduğu dönemlerde orada staj yapması , Stefan Kovacs ile çalışmış olması onun başarısında önemli rol oynamış olması gerekir.1972-73 Şampiyon Kulüpler Kupası yarı finalinde Juventus ve Derby County arasında oynanan maçı izleyerek verdiği analiz raporunu değerlendiren Stefan Kovacs Ajax’ı Şampiyon Kulüpler şampiyonu yapmıştır yani şimdiki adıyla UEFA Champions League!!!.

Serpil Hoca’nın 1972-73 yılında Ajax teknik direktörü olan Stefan Kovacs ile yolunun kesişmesi, onunla çalışması ve bu hocanın 1988 yılında Fransa Futbol akademisi sistemini kuran kişi olması çok ilginç. Serpil Hocaya imkan verilseydi belki oda aynı sistemi Türk Milli takımı için kurmayı mutlaka hayal etmiştir diye düşünüyorum. Bu büyük hocalar sistem kurma yeteneğine sahiptiler ama Türkiye’de aynı imkanlar belki de sağlansaydı şimdi bambaşka bir Türk Milli Takımını ve başarıları konuşuyor olacaktık. O dönemlerde TFF bu kadar büyük maddi imkanlara sahip değildi.

Türkiye’de çok değerli liyakat sahibi futbol ve spor adamlarının olduğuna inanıyorum. Sorun kurulmak istenen sistem çarkının gerektiği gibi çalışmaması gibi duruyor. Bunu çözmek aslında çok basit performans ölçümü ile hak edenin hak ettiği yere gelmesinin sağlanması ve binlerce spor akademisi mezunu beden eğitimi öğretmenlerinin Pro-Lisans almasının önünün açılmasının öz kaynaklarımızın daha iyi değerlendirilmesinin önünü açacak gibi gözüküyor.

Büyük futbol adamı Jupp Derwall gibi ustaların Türk Futboluna büyük katkıları oldu. Kırmızı toprak antrenman sahasını çim sahaya dönüştürmesi bile inanılmaz bir değişiklikti. Onun önerdiği öz kaynak düzeni bir dönem futbol federasyonu tarafından kullanılmış ve iyi sonuçlar alınmış fakat sonra nedense terk edilmiş. Sistem kurgulandığı zaman düzgün çalışırsa verim alınır, makamları boşuna işgal eden ve hakkını vermeyenler geçmişte ne kadar büyük başarılar elde etmiş olsalar da performans ölçümü yapıldığında başarısız iseler o mevkileri alttan gelen gençlere bırakmalarını sağlayacak bir sistem kurgulanmadığı sürece Türk futbolunu aşağı çeken bu ilişkilere dayanan sistemin getirdiği sonuç alınan hezimetlerin aslında en büyük nedenidir. A hoca gitse B hoca gelse de sistem çalışmadığı için elde edilen başarılar ülkedeki potansiyel öz kaynaktan beslenmediği sürece geçici olacaktır.

 

Bir Cevap Yazın

Required fields are marked *.