Selahattin Esim

Selahattin Esim

13/10/2014
by Selahattin Esim
0 comments

Türk Milli Eğitimi nereye gidiyor?

Adı Milli olan eğitim sistemimizin  üzerinde yapılan değişiklikler  ve mevcut sorunlara çözüm arayışları bir türlü sonuçlanmıyor. Bu sene itibarı ile iki çocuğumuzun TEOG ve ÖSYM sınavlarına girmesi dolayısı ile hayatımızda çok zor bir yıl yaşadığımız zannederim hayatımızda acı bir tecrübe olarak hafızamızdan silinmeyecek. Özellikle bu dönemde çocuklarımıza manevi desteğin  en üst düzeyde verilmesine çabalarken diğer birçok veli gibi çok zorlandık. Ülkemizin en büyük sermayesi olan çocuklarımızı hak etmedikleri bir uygulama ile karşı karşıya bırakıyoruz, yeteneklerini keşfetmek yerine yok ediyoruz.

Bir dostumun geçenlerde gönderdiği mailde şöyle yazıyordu:

Dünyada 7,5 milyar, Türkiye’de ise sadece 75 milyon insan yaşıyor. Yani insanlığın sadece % 1’yiz. Daha kötüsü, % 48’imiz ilkokul mezunuyuz ve ülkenin eğitim ortalaması yalnızca üç yıl! Dünyadaki her yüz insandan sadece biri Türkçe düşünüyor. İngilizce gibi yaygın bir dili kullananlar üç milyardan fazla insanın ortak akıl havuzuna erişebiliyorlar. Bilmeyenler ise bu bilgi hazinelerinden habersizce yaşıyor.
Continue Reading →

13/06/2014
by Selahattin Esim
0 comments

Işık Hızında Borsa Oyunları

Amerikalı yazar Michael Lewis 31 martta tüm dünyada ilgi uyandıran Flash Boys adlı kitabında ileri teknoloji ile Wall Street borsasında 40 milyar dolara ulaştığını iddia ettiği kazancın nasıl elde edildiğini anlatmaya çalışmıştı. Bu ilginç konuda vaktim olduğunca yaptığım araştırmada aşağıdaki bilgilere ulaştım, sizlerle paylaşmak isterim.

Lewis kitabında süper hızlı bilgisayarlar, matematik dahileri olarak adlandırılan “quants” yani quantum fizikçileri tarafından yazılmış kompleks algoritmalar  ve borsaya en yakın mesafede kurulan fiber optik data hatları ile pico saniye bazında hızlarda borsa bilgilerine önceden ulaşarak alım ve satım yapıldığını iddia ediyor. FBI bu kitabın yayınlanmasından hemen sonra bir inceleme başlatarak bu iddianın doğru olup olmadığını araştırmaya başladı. Bu araştırma halen sürüyor. Eskiden elle yaplan işlemlere göre belirlenmiş borsa kuralları geldiğimiz teknoloji devrinde bilgisayarların işlem hızına uygun olarak tanımlanamadığı için haksız kazanç sağladığı iddia edilen yeni düzenin hangi kurallara göre teftişten geçeceği tam bir muamma.
Continue Reading →

20/03/2014
by Selahattin Esim
1 Comment

Bu benim işim değil! That’s not my Job

Günümüz insanının sorumluluklarından en kolay kaçış noktası yanlışı gördüğü halde düzeltmek için hiç bir insiyatif kullanmaması ve bu benim görevim değil diyerek yoluna devam etmesidir. Böylece günlük hayatta içinde yaşadığımız eko sistemimizin bağışıklığı da çökmüş oluyor. Vücudunuza giren bir mikrobu algıladığı halde reaksiyon göstermeyen bağışıklık sisteminin nasıl bir tahribata yol açabileceğini tahmin edebiliyorsunuzdur.

Bu yaklaşımı çok güzel özetleyen yıllar önce yurtdışında bir bankada çalışırken katıldığım seminerde işlenen aşağıdaki deyimi sizinle paylaşmak isterim:

That’s not my job

This is a story about foour people named Everybody, Somebody, Anybody and Nobody. There was an important job to be done and Everybody was sure that Somebody would do it. Anybody could have done it, but Nobody did it.

Somebody got angry about that, because it was Everbody’s job. Everybody thought Anybody could do it but Nobody realized that Everybody wouldn’t do it.

It ended up that Everybody blamed Somebody when Nobody did what Anybody could have…
Continue Reading →

10/03/2014
by Selahattin Esim
0 comments

Ortak Payda Yükselen Değer Türkiye’dir

Son dönemde olan olayları her vatandaş gibi üzüntüyle izliyorum. Her zaman söylediğim gibi ülkemizde sosyal araştırmalar teşvik edilmiyor. Think thank dediğimiz bir elin parmaklarını geçmeyen düşünce kuruluşları kısıtlı bütçeleri ile sadece siyaset üzerine fikir üretip ülkede oluşan büyük değişimler hakkında alternatif ve objektif fikirler öne süremiyorlar. Fikir üretmekten korkma travmasını bir türlü içimizden söküp atamıyoruz. STK Kuruluşlarının bağımsız, ülkenin gerçeklerini içeren görüş belirtmekte zorlanmaları önemli bir handikap olarak önümüzde duruyor. Adı üstünde Sivil Toplum Kuruluşlarının çok daha fazla gelişmesi, fikir üretmesi, toplumun değişik katmanlarının sesini duyurması ve ülkenin ileri gitmesi açısından çok önem arz etmektedir. Yapıcı eleştiri yapmasını maalesef çok bildiğimiz söylenemez. Eleştiri denince hep yıkıcı olmalı zannediyoruz. Özel sektörde bile planlarımız hep rakipleri yok etme üzerine kurulu. İyi ve kaliteli ürün üreten rakiplere saygı duyan ve böylece piyasanın daha kaliteli bir seviyeye ulaşmasını sağlayan anlayıştan ne yazık ki biraz mahrumuz. Eğitim sistemimiz bize erdemli davranışın ne olduğunu herhalde öğretemedi diye düşünüyorum. Fransa’da 2012 yılında alınan bir kararla okullarda ahlak dersleri okutulmaya başlandı. Milli Eğitim Bakanı Vincent Peillon “iyiyi kötüden ayırmayı bilen bir nesil yetiştirmek için’ müfredata yeni bir ders eklenmesi kararı aldıklarını ve Ahlak derslerinde evrensel ahlak kurallarının öğretileceğinin altını çizmişti. İlkokul birinci sınıftan lise son sınıfa kadar verilecek derslerde vatandaşlık bilgisi ve eğitimi de verilmesi hedeflenmişti.
Continue Reading →

28/11/2013
by Selahattin Esim
0 comments

Büyümenin Sırrı KOBİ’ lerdir, yani ekonominin çekici atları….

Yıllar önce İtalya’nın Milano kentinde yaşamını sürdüren iş adamı dostumun ofisini ziyaret ettiğimde duvarda çok ilginç bir sözün asılı olduğunu görmüştüm. Churchill’in söylediği belirtilen söz şöyleydi:

Büyük şirketler panter gibidir avının üstüne acımadan saldırır ve geride kimseye bir şey bırakmaz. Orta ölçekli şirketler ise inek gibidir,süt almak için onu önce beslemeniz gerekir. Fakat ekonomiyi çeken atlar küçük ölçekli işletmelerdir

Birde Dünya Bankası Başkanı Dr. Jim Yong Kim’in  “Turkey needs SMEs to grow into brands” başlıklı röportajında Türk KOBİ’ler için söylediklerine bir bakalım:

The WB president said the bank will continue to support small and medium-sized enterprises (SMEs) in Turkey, underlining that investments in SMEs have paid off well.

He warned, however, that Turkey is struggling to find SMEs that can grow quickly and become larger enterprises through innovation and the generation of intellectual property to become brands like Google, Ebay, and Alibaba.

“SMEs are important in their own right, but they can also quickly become larger enterprises. Turkey has not yet developed big brands that everyone recognizes,” Kim said. Recalling that everybody was joking about Japanese, Korean or Taiwanese products when he was growing up in the US, he said that now these countries are making high-quality brand name products.

“We need to get high value-added industries that will take Turkey to the next level,” he said, stressing that Turkey is on the verge of taking the next step. “Our hope is that all the investment we have made in SMEs is going to lead to the next leap forward to the kind of business that will make Turkey a household name,” Kim explained.

 

Continue Reading →

09/11/2013
by Selahattin Esim
1 Comment

Kuzeydeki Işık Norveç’te yaşam

Geçenlerde yurt dışında bir televizyon kanalında Norveç hakkında “Kuzeydeki ışık” başlıklı çok güzel bir belgesel izledim. Programı hazırlayan Filozof Stine Jensen dünyanın en zengin ve huzur dolu bu ülkesinde  Breivik gibi bir delinin nasıl çıkabildiğini gözler önüne seren analizler yapmaya çalışıyordu. Dışarıdan bakıldığında zengin, demokratik hakların en üst düzeyde elde edildiği, feminizmin çok güçlü olduğu, her şeyi devletin sağladığı bir ülke gibi gözüken Norveç’te yaşam aslında hiçte kolay değildi. Global Wellbeing Index listesinde ilk üç ülkeden birisi olan Norveç’te sosyal bir devlet anlayışı ile sunulan imkanların yanında çok önemli dezavantajların da olduğu Norveçlilerle yapılan birebir görüşmelerden anlaşılıyordu. Kendi ülkesinden zengin bir ülkeye yerleşmek niyetiyle Norveç’e göç edenlerin öncelikle çocukları için ücretsiz sağlık ve eğitim, yüksek maaşla iş bulma, konforlu bir yaşam amaçlı hareket ederken aslında hesaba katmadıkları gerçeklerle karşı karşıya kalabileceklerini düşünmeleri gerekiyor.

Norveç’in petrol zengini bir ülke olması sanki mutluluk getirmemiş gibi anlatılıyordu. Paranın her şey olmadığı bir kez daha dünyanın en zengin ülkelerinden birinde sosyal açıdan analiz ediliyordu. Kariyer avcılarının birden bire şehirdeki tamamen çalışma ve teknoloji üzerine kurulu hayatı sağlık sorunlarından dolayı  terk edip fjordlarda doğa ile iç içe daha sade bir yaşamı tercih etmesi başka nasıl açıklanabilir ki? Sosyal devlet anlayışı dünyadaki diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında yüksek bir yaşam seviyesi sunan harika bir doğaya sahip, yardımsever insanların yaşadığı bu ülkede insanların yüzleştiği sosyal sorunlarında azımsanmayacak kadar çok olduğu anlaşılıyor. Çalışmasa bile sosyal olarak her şeyi karşılanan genç insanların amaçsız  ve hedefsiz yaşamdan dolayı toplum dışına itilip yalnızlaştıkları ,özellikle Oslo’da çok ucuz satılan uyuşturucu batağına nasıl saplandıklarını görmek gerçekten üzücü. Oslo’nun Avrupa kentleri içinde uyuşturucu kullanımında birinci sırada olması aslında zenginlik ile bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Gencecik insanların uyuşturucu bağımlısı olması ve devletin kendi eliyle bu bağımlı insanlara enfeksiyon kapmamaları için uyuşturucu filtreleri dağıtmaktan başka çaresinin kalmaması çok şaşırtıcı.  Uyuşturucu kullanan bir genç esrar kullanmaya 12 yaşında başladığını ve şu anda 26 yaşında olduğunu söylerken bu kadar uzun bir süre bu bağımlılığı finanse edecek güce sahip olması ancak Norveç’in refah düzeyi ile açıklanabilir. Başka bir ülkede olsa bu genç bu para kaynağına ulaşmak için birçok suçu işlemek zorunda kalabilirdi.
Continue Reading →

02/11/2013
by Selahattin Esim
20 Comments

Hakiki Kayseri Sucuğu nasıl yapılır?


Uzun yıllar kahvaltı sofralarımızı süsleyen hakiki Kayseri sucuğunun nasıl yapıldığını ve orijinal sucuğun tadını zannederim benim gibi herkes merak ediyordur. İstanbul’da çocukluğumuzda eve sadece Eminönü’ nden Kayserili Apikoğlu marka sucuk ile Namlı’dan kuşgömü pastırma alındığını hatırlıyorum. Eski sucuklar ve pastırmalar doğal fermente oldukları için inanılmaz lezzetliydiler. Sucuğun yağına ekmek banarak yerdik. Pastırmaların üzerindeki çemen ise kuru olurdu.

Anadolu insanının dünya mutfağına sunduğu bu basit fakat inanılmaz lezzetin orijinal olarak nasıl elde edildiğini sorduğumda değişik cevaplar almak merakımı daha da arttırıyordu. Hele internet üzerinde araştırsanız 1001 çeşit sucuk tarifi ile karşılaşırsınız. Yüzyıllardır yapılan yapımı bu kadar zor olmaması gereken sucuğu bile efsane haline getirmiş olmamız gerçekten çok büyük bir başarı. Geçen yıllar içerisinde sucuğun tüketimi artınca  orijinal yapılış şeklinden uzaklaşılmış olduğunu ve içine her türlü katkı maddesinin katılarak sucuk benzeri ürün yemeye alıştırıldığımızı itiraf  etmek zorundayız.  Zaten üreticiler ısıl işlem görmüş sucukların etiketinde sucuk benzeri ürün yazmak zorunda kalıyorlar. Sucuk üreticilerinin %100 dana ve %100 dana eti gibi kelime oyunlarıyla müşteriyi aldatmasını ise etik bulmuyorum. Güya dana eti yazmayan sucuğun içine katkı maddesi katılmasının yasal olarak önü açılıyormuş. Dana ne Dana eti ne bilen birisi lütfen açıklasın, geri dönüş yapsın . Keşke üreticiler bu tür şeytani fikirler üreteceklerine sucuğu aslına uygun nasıl üreteceklerine daha fazla kafa yorsalar. Doğal fermente olmayan ısıl işlem görmüş,içine soya kıyması,kanatlı eti katılan sucuk artık orijinal sucuk değil. Birçok geleneğimize sahip çıkmadığımız gibi ne yazık ki bu orijinal Türk lezzetine de sahip çıkmıyoruz.
Continue Reading →

08/10/2013
by Selahattin Esim
1 Comment

Asil ve Güzel İnsan

Geçen bayram “Asil ve Güzel İnsan” diye başlayan bir tebrik maili almıştım. Bu başlık beni derin bir düşünceye sevk etmişti. Her mesajı alana insanının aslını hatırlatan ve düşünceye sevk eden derin bir içeriğe sahipti. İnsanı hayvanlardan ayıran en büyük özellik şerefli bir mahlukat olarak yaratılmış olmasıydı. Böyle bir başlık ile mesaj insana kendi fabrika ayarlarından ne kadar saptığını hatırlatır mahiyette olduğu için üzerinde durmaya değer. Teknolojide “Setup” dediğimiz fabrika ayarları cihazlarda bir bozukluk olduğu zaman cihazın üretilirken tanımlanmış konumuna geri dönüşünü ve en azından amacına uygun en basit şekliyle çalışmasını sağlayan bir seçenektir.

Peki gerçekten çağımızın insanı yaradılış amacından ve kendisine verilen üstün özelliklerden gittikçe sapıyor mu? Gittikçe yozlaşan insani ilişkiler, her şeyde maddiyatın ön plana çıkması, yolsuzlukların artık günlük hayatta doğal bir süreç gibi algılanması,  ülkenin geleceği için atılan her olumlu adımda basiretsiz muhalefet yapmak, kültürümüzde hep eleştirilen vahşi kapitalizmin çok üst düzeyde daha önce eleştirenler tarafından uygulanması sayabileceğimiz birkaç örnektir. Asil ve Güzel İnsan olmamızı sağlayan özelliklerimizi terk ettikçe daha çok hayvani duygularla hareket eden insanlara dönüşmüyor muyuz?. Düşman olarak algıladığımız insanlara karşı verdiğimiz mücadeleyi kendi aramızda yapılan haksızlıklara, hukuk ihlallerine karşı vermiyoruz. Başkasına yapılan haksızlıklarda doğrunun yanında durabilme erdemini gösteremiyoruz. Yanlış olduğunu bile bile mevkimizi korumak uğruna haksızlıklara sessiz kalmıyor muyuz?. Ömrümde bu şerefli duruşu sergileyip toplumda elde etmiş olduğu bir şeyleri kaybetmemek uğruna haksızlığa uğrayanın yanında duramayan bir çok insan gördüm. Bir çokları içlerinde var olan “Asil ve Güzel İnsanın”  sesine kulak asmayıp tüm hayatları boyunca bunun vicdan muhakemesi ile baş başa kalmayı tercih etmişlerdi ve ediyorlar.
Continue Reading →

06/08/2013
by Selahattin Esim
0 comments

Kalkınma Bakanlığına Bilişim Sektörü olarak önerilerimiz

Türkiye Bilgi Toplumu Stratejisinin Yenilenmesi Projesi çalışmaları, Kalkınma Bakanlığı koordinasyonunda Bilgi Toplumu Stratejisi Daire Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. Bu konuda samimi bir çalışma yaptıklarını belirtmek isterim.

Geçenlerde benimde davet edildiğim bir toplantıda Sayın Bürokratlarımıza dilimizin döndüğü kadar Bilişim ve özellikle Yazılım Sektörünün sıkıntılarını, karşılaştığı engelleri anlatmaya çalıştım. Toplantıda belirttiğimiz bazı konular ilgilerini çekmiş olmalı ki toplantıdan sonra bitme aşamasında olan projede kullanmak üzere toplantıyı düzenleyen STK’dan öneri ve görüşlerimizi yazılı olarak istediler.

Ana başlıklarla görüşlerimi burada sizlerle paylaşmak isterim. Bilişim ve özellikle Yazılım sektörü maalesef ülkemizde sahipsiz kalmıştır. Birçok kez belirttiğim görüşlerimi burada tekrar etmek yerine yeni bir şeyler söylemek ihtiyacı hasıl oldu.

Sektörün ana sorunları nelerdir, neden bir türlü Yazılım sektörü hak ettiği değeri bulup katma değer üretemiyor? Herkesin kafasını kurcalayan bu sorunun cevapları yıllardır içinde olduğumuz sektörde yaşadığımız acı ve tatlı tecrübeler sonunda bir birikim olarak bizde bulunuyor. Bir birikim eğer kullanılırsa değer kazanır, bir tecrübe kullanılırsa hatalardan dönülür. Umarım sürekli olarak aktardığımız sektörün sorunları bir gün muhatabını bulur ve bu işe gönül veren girişimcilerin önü açılır.

Bilişim ve özellikle Yazılım Sektörünün önündeki başlıca sorunları şöyle sıralayabiliriz:

  • Risk sermayesinin olmayışı ve projeye kredi verilmemesi
  • Yazılım Sektörünün Ticaret Odaları ve İhracatçı Birlikleri bünyesinde bir birlik olarak tanımlanmamış olması
  • Firmaların kuruluşunda bir akreditasyon ve referans sisteminin olmaması(berber kalfası bile Bilişim şirketi kurabilir ama bir Bilişimci kalfalık belgesi almadan berber dükkanı açamaz!!)
  • Maliye Bakanlığının yazılım sektörünü iyi tanımaması
  • Teşviklerin bölgesel değil ülke bazında lokasyona bağlı olmadan verilmemesi
  • Yazılım İhracatında bir akreditasyon olmaması(çantasını kapan firmanın uluslararası düzeyde tanımlanmış olan bir milyon dolarlık projeye altından kalkması mümkün olmayan bir şekilde 50.000 dolar teklif vermesinin önünde bir engel bulunmaması)
  • Nitelikli İnsan kaynaklarının zayıflığı
  • Devletin özel sektöre yaptırması gereken projeleri kendi bünyesinde ekip kurup üretmeye çalışması
  • Teknoparkların sadece vergi avantajı olarak kullanılması ve dünya çapında başarı öyküsü üretememesi
  • Yurt dışında büyük bilişim projeleri alabilecek bir Bilişim Müteahhidi çıkartamamış olmamız
  • İhale şartnamelerinde Türk Yazılım sektörünün sahip olmadığı iş deneyimlerinin istenmesi
  • Bilişim sektörü eko sisteminin Kamu’nun uyguladığı ihale sisteminde en ekonomik teklifin kazanmasından dolayı kabul edilemeyecek düzeyde düşük kar oranları ile çökmüş olması
  • Yurt dışında Büyükelçilikler nezdinde bilişim ihalelerini takip edecek Bilişim Uzmanı Ticaret Müşavirlik kadrolarının olmaması
  • Ülkede oluşmuş olan bilgi birikimi ve tecrübeyi ülke bazında koordine edecek bir kümelenme modelinin olmaması
  • Türkiye’ye halen stratejik bir teknoloji olan entegre çip üretme teknolojisinin verilmemiş olması
  • Kamu sektöründe ihale kazanan Türk firmalarına çözüm üretme konusunda gösterilen müsamahasız yaklaşım sonucunda firmaların iflasa sürüklenmesi ve bunun sonucunda ülkenin enerji abonelik sisteminde olduğu gibi sadece yurt dışı kaynaklı yazılım firmalarına serbest rekabetin olmadığı bir piyasanın sunulmasını sağlaması
  • Telif hakları yasası ile kaynak kodlarını güvence altına alınmasını sağlayan bir sistemin halen kurulamamış olması
  • Yazılım firmalarının birlikte proje üretememesi ve güçlerini birleştirme yeteneğinden yoksun olmaları
  • İstanbul’un Bilişim Merkez üssü olmasının sağlanmaması ve lojistik altyapının iyi değerlendirilmemesi
  • Etik kurallara en az uyulan sektör olarak kötü bir imaja sahip olmak
  • Savunma Projelerindeki özel sektörün payının halen çok düşük olması
  • Offset uygulamalarının bir türlü hayata geçmemesi veya istenen düzeye ulaşmaması

Burada özetle ve ana başlık olarak verdiğimiz ipucu niteliğindeki başlıkların altını dolduran raporlarımız sürekli olarak ilgili makamlara verildiği halde bugüne kadar somut bir adım görmek bize nasip olmadı.

Umarım 2023 vizyonuna özel sektörün inandığı kadar Sayın Bürokratlarımız da inanırlar ve özel sektörün önündeki bu handikapları ivedilikle kaldırırlar.

Türkiye tarihinde olmadığı kadar büyük bir cazibe merkezine dönüşürken hızlı düşünmemiz, hızlı karar almamız ve uygulama alanında koşmamız gerekiyor.

Yolun ve bahtın açık olsun Türkiye….

29/06/2013
by Selahattin Esim
1 Comment

İnsana insan olduğu için değer veren anlayış

Tüm dünyada yaşanan ahlaki çöküntülerin sonrasında insanlık artık “İnsana İnsan olduğu için değer veren” bir sistemi ve onun getireceği huzuru, mutluluğu, adaleti, hoşgörüyü arıyor. Merkezinde insan olan anlayıştır asıl aradıkları. İnsana zulüm etmekten sakınılan, adaletin gecikmeden yerini bulduğu , hoşgörünün hüküm sürdüğü, dini ve dili ne olursa olsun eşitlik kuralına herkes için aynı derecede riayet edildiği , yöneticilerinin güvenilir insanlar olduğu bir anlayışı arıyor insanlık. Yolsuzlukların olmadığı , rant için her şeyin feda edilmediği, rızkı dağıtmaya insanların soyunmadığı , refah kaynaklarının toplumun her kesimine yansıdığı bir toplumu hayal ediyor  insanlar.

Sevginin olmadığı ortamlarda hep önyargılar, kendini diğerinden üstün görme psikolojisi ve ötekileştirme duygusu daha ağır basar. Yunus Emre “Yaradılanı severim, yaradandan ötürü” derken insanın bir sevgi varlığı olduğunu ne güzel yorumlamıştır. Hazreti İnsan en şerefli mahluk olduğunu unuttu, ne için yaratıldığını ona unutturdular. Herkes bu dünyadaki nimetlerin peşinde, saman çöpünün kavgasını yapıyor. İnsan asıl kavgayı nefsine karşı yapması gerekirken birbirini yok etmek için savaş ediyor. İlahi aşkın peşinden koşmayan insan odun gibidir ve odunun gideceği yer ateştir, dünyada zamanımızda ateş yakılıyor. Bu dünyaya bakan insan gerçek saltanatı görmez fakat gece vakti kalkıp gökyüzünü seyreden insan ilahi saltanatı muhakkak bir köşesinden görür.

Nobel ödülü alan ilk müslüman bilim adamı olan Pakistanlı Fizik Alimi Profesör Abdüsselam ödül töreninde Kuran-ı Kerimden ayetler okuyarak bu ilahi saltanatı idrak ettiğini şöyle anlatmıştır:

“İslâm’ın Mukaddes Kitab’ında Allah şöyle buyuruyor: ‘Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner. (Mülk:3-4)’ Netice olarak bu, bütün fizikçilerin inancıdır; araştırmalarımız derinleştikçe, hayranlık ve heyecanımız artar, gözlerimiz daha fazla kamaşır.”  Bu sözleri üzerine ödül töreni için salonda bulunanlar arasında büyük bir alkış kopmuştur.

İstanbul’da 2010 yılında düzenlenen Islamofobia temalı bir foruma  konuşmacı olarak İngiltere’den katılan Yazar ve Öğretim Görevlisi Karen Armstrong hanımefendi konuşmasında  katılımcılara doğru bakıp, İslam dinini kastederek  “ her zaman olduğunuz gibi olun , tarihte her zaman yaptığınız gibi yapın yeter başka bir şeye ihtiyacınız yok” deyince geriye söyleyecek birşey kalmıyordu. Bu tanıma göre İslam inancı olan bir insan zaten dininin gereklerini yerine getiriyorsa ondan korkmanıza gerek yoktur demek istiyordu, mesaj kısa fakat çok anlaşılır can alıcı bir biçimde aktarılmıştı haziruna.  Evet bizler hep böyle olduğumuz için bir çekim gücü yaratmış ve hoşgörü, tevazu, adalet, eşitlik gibi temel öğelere inancımız gereği sahip çıkmıştık.  Bunu bir politika olarak değil İslam inancının gereği olarak yaptığımız hep göz ardı edildi. Zaman içerisinde üzerine ölü toprağı serpilen bu hasletlerimizin muhteşem bir anlayış olduğunu batılı bir yazardan ve araştırmacıdan duymak çok şaşırtıcıydı.  Karen Amstrong şefkatin dinlerin merkezinde altın bir kural olarak durduğunu ve “ Kendinize nasıl davranılmasıni istiyorsanız başkalarına öyle davranın” diyerek herşeyin odağında önce insanın olduğunu vurguluyordu.

Continue Reading →

30/05/2013
by Selahattin Esim
0 comments

İlah nedir?

Aylar önce Yazar Turgay Güler’in sunduğu  Sıra dışı adlı TV programında Psikolog Doktor Hamdi Kalyoncu Bey gerçekten sıra dışı bir yaklaşımla “İlah nedir” diye soruyor ve twitter üzerinden izleyicilerin gönderdiği cevaplar okundukça hayır diye başını sallıyordu. Benimde ilgimi çekmişti çok ilginç şeyler söylemeye çalışıyordu.

Sonunda doğru cevaba biraz yaklaşan bir iki izleyici dışında kimse olmayınca bu sorunun cevabını aşağıdaki gibi açıklamaya başladı:

  • İlah en çok sevilendir
  • İlah kendisine sığınılandır
  • İlah kendisine güvenilendir
  • İlah en çok yardım istenendir
  • İlah her söylediği mutlak hakikat olan, doğru yöne yöneltendir
  • İlah en çok korkulandır
  • İlah her söylediğine mutlak itaat edilmesi gerekendir
  • İlah tek kurtarıcı olandır

Continue Reading →

22/05/2013
by Selahattin Esim
0 comments

Mum Dibine Işık Vermez

Bu Türk atasözünün benim için çok büyük bir anlamı var. Atasözleri yüzyılların deneyimlerinden süzüle süzüle gelmiş bir bilgi birikiminin ürünüdürler. Bu sözlere verilen değer yansıttıkları manevi anlamları da beraberlerinde getirirler.

Bu sözü günlük hayatta geçerli kılan birçok olayla karşılaşırsınız. Kendi ülkenizde güzel fikirler üretip kimseye yaranamazsınız ama başka bir ülkede sizi başlarının üstüne koyup size hak ettiğiniz değeri verirler.

Mesela Japonya’nın Kaizen kalite anlayışının temelini Amerikalı iki  bilim adamı atmıştır. Kendi ülkesinde kalite ile ilgili görüşleri yüzünden sanayicilerin bir tehlike olarak gördükleri Joseph Juran ikinci dünya savaşından  sonra yıkılmış olan ve yaralarını sararak tekrar ayakta kalmaya çalışan Japonya’ya davet edilir. Japonlar kendisine büyük saygı göstererek onun görüşleri ile toplam kalite yönetimi sistemi olan Kaizeni oluşturarak tüm dünyaya Japon kalitesini kanıtlayarak ihracat seferberliği başlatırlar.
Continue Reading →